23 Nisan 2008 Çarşamba

Kısa Bir Gezi: Bebek – Bahçeköy


Bugün öğlene doğru 11 civarında yola çıktım, sahilden giden otobüse bindim. İlk kargo gördüğüm yerde inecektim. Çok uzun sürmedi, Tarabya’da bir kargo gördüm ve otobüsten indim. Kargo işimi hallettikten sonra tekrar otobüse bindim ve Bebek’e doğru yol aldım. Bebek parkına gelince otobüsten indim ve parkın içerisinde bir bankta oturmaya başladım; sonra düşünmeye ve sonra da yazmaya tabii ki. :)


Epey bir zamandır, aralıklarla da olsa, Gramsci’nin “organik entelektüellik” kavramı üzerinde düşünüyordum. Bugün de onun konu hakkında yaptığı bazı tartışmalarından yola çıkarak hem kendimi (eğer ben de bir entelektüelsem), hem de çevremde tanıdığım ve tanımadığım diğer entelektüelleri (arkadaşlarımı, hocalarımı, vs. ) düşünmeye başladım. Verimli geçen bir düşünme ve yazma sürecinin ardından, acıkan karnımı doyurabilmek için bir yer aramaya başladım. Eskiden olsa, “yeni” bir şeyler deneme konusundaki korkumla, çekingenliğimle, muhtemelen kendime en “yakın” hissettiğim bir yerde, hiç “risk” almadan bir şeyler yemek isterdim. Şimdi ise, her yeni deneme, yeni bir tattır, yeni bir tecrübedir, maceradır düşüncesinden hareketle küçük, ama ilginç bir yere girmeye karar verdim. Bir dahaki sefere başka yere de girebilirim ve bu şekilde girdiğim yerlerin gerçek değerini daha iyi idrak edebilirim. Girdiğim yerde bir porsiyon köfte yedim, ki yerin adı da zaten Bebek Köftecisi idi. Küçük bir tabakta 7-8 köfte ile yarım domates ve biraz pilava 6 YTL verdim. Ardından Parka döndüm, biraz oturduktan sonra, sahil boyunca Sarıyer’e doğru yürümeye karar verdim. Bu sayede sahilde yürümeye ve oturmaya değecek bazı yerleri aklıma yerleştirmeye çalışmak istiyordum. İleride kullanabilmek için bilgim, tecrübem olsun istedim kısaca. Parktan sonra sahil yolu güzel, hem yürüme açısından, hem de oturma açısından.


Yürürken biraz ileride karşınıza Fatih Sultan Mehmet köprüsü çıkıyor, sol tarafınıza da Rumeli Hisarı. Eğer vaktiniz varsa, gündüz saat 16:30’a kadar açık olan Rumeli Hisarı’nı ziyaret edebilirsiniz. (Normal ziyaretçi 2 YTL, Öğrenci ücretsiz). Benim vaktim vardı ve saat de daha 3 civarındaydı, o yüzden bu zamana kadar, nedense, hiç girmediğim Hisara bir girmek istedim. Hisara girdikten sonra sol taraftan başlamak daha mantıklı sanırım. Sağ taraftaki kulelerin hepsi tek tırmanmalık, yani oralardaki kulelerin birbirleriyle bağlantıları yok. O yüzden her kuleye tek tek tırmanmak zorunda kalıyorsunuz, eğer “acaba oradan bakınca nasıl görünüyor” diye merak ediyorsanız. Sol taraftaki yapılar arasında ise merdivenle bağlantılar var, o yüzden en alttan başlayıp merdivenle tepeye kadar çıkabiliyorsunuz. Soldan başlayıp, sağda bitirmek en iyisi sanırım.




Ayrıca Hisar içinde bazı kısımlarda oturmak, dinlenmek için banklar da var. Buralarda oturup, boğazı tepeden, çok güzel bir açıdan görüp, bir süre vakit geçirilebilir. Banklar yeşillikler arasında ve ağaçların altında olduğu için gölgelikte kalıyor, o yüzden bu da bir avantaj tabii. Hisarın çeşitli kulelerinde telsizli güvenlik görevlileri var ki, bu da gerçekten önemli ve güzel bir uygulama.




Hisarın, özellikle üst, yüksek kısımları gerçekten çok huzurlu diyebilirim. Sanırım insanın “şeylere” üstten, kuşbakışı bakma zevki bu huzurlu hisleri sağlayan önemli etkenlerden biri. İkinci etken, hem surlardan dolayı, hem de uzaklıktan dolayı olsa gerek, aşağıda akan trafiğin sesinin, gürültüsünün pek duyulmaması olabilir. Dolayısıyla huzurunuz bozan bir trafik gürültüsü duymuyorsunuz. Fakat gemilerin, özellikle büyük olanların gürültüleri ve de arada sırada geçen helikopterlerin, uçakların gürültüleri biraz rahatsız edici oluyor açıkçası. Diğer taraftan ise, bütün bunlarla adeta yarışırcasına, mücadele edercesine yükselen başka bir ses var ki, o da size tatmakta olduğunuz huzuru yeniden hatırlatıyor ve zihniniz yeniden durulmaya, yüz hatlarınız yeniden gevşemeye ve genel anlamda yeniden bir rahatlama hissine kapılmaya başlıyorsunuz. O büyülü sesler de tabii ki etrafınızda şakıyan türlü türlü kuşlardan geliyor.



Ara sıra buraya gelip, kulelere çıkıp, İstanbul’u, biraz da buradan seyretmek gerekiyor bence. Kulelerden birine oturup, dinlenmeniz, tarih içinde, hayal dünyanızda bazı gezintilere çıkmanız iyi olabilir. Benim için gerçekten güzel oldu. :) Tarih içinde ve hayal dünyamda yaptığım bazı gezileri Topkapı Sarayı civarında yapmışımdır, bu sefer de kısmet Rumeli Hisarı’naymış! :) Oturduğunuz yerden, içinde bulunduğunuz mekanın 300-400 yıl önceki dönemlerine gitmeniz, insanda ilginç duyguların/hislerin oluşmasına, ilginç düşüncelerin ortaya çıkmasına vesile oluyor bence.



Hisardan çıktıktan sonra o civarda birçok kafe vs. var. O kafelerden bir tanesinde, Hisar’dan çıktıktan sonra, sıcak-soğuk bir şeyler içilebilir. Eğer karnınız açsa, yemek için de çeşitli yerler var. Benim dikkatimi ise daha ziyade küçük bir yer çekti. Adı, Sade Kahve olan bu yer, bir kafenin üst katında yer alan eski ahşap bir evin içerisinde yer alıyor. Tabelasında yazdığına göre ev yemekleri yapıyorlar. Buradan hareketle vejetaryen bir şeyler de bulabilmek mümkün olabilir sanırım. Başka bir gün gelip, bu yeri keşfetmeye çalışacağım, hem mönülerini, lezzetlerini, konforlarını, servis kalitelerini ve hem de ücretlerini tabii ki! :) Bakalım beğenecek miyim. :)



Yemeği de yedikten sonra ayrılmak için otobüs durağı arayacaksanız, Sarıyer istikametine doğru 10-15 dakikalık bir yürüyüşten sonra, önce Beşiktaş istikameti için bir durak, ardından da Sarıyer istikameti için bir durak bulabilirsiniz.

3 yorum:

Papatya Prenses dedi ki...

Uğruna ömrümü vereceğim şehir!

Yazıyı okumak bile bir huzur verdi:) Paylaşım için çok ama çooook teşekkür ederim. Geçtiğimiz haftalarda bizim de o taraflara ziyaretlerimiz olmuştu, Emirgân Korusu'na gittik iki kere.
Nasip olursa inşallah en kısa zamanda Hisar'ada çıkmak gerek:)

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.


Kanal D bedava izle

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.