<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079</id><updated>2011-11-22T14:01:50.919+02:00</updated><category term='Farklı Özgürlük'/><category term='Farklı İnsan'/><category term='Farklı Halk'/><category term='Farklı Nezaket'/><category term='Farklı Baskı'/><category term='Farklı Teknik Direktör'/><category term='Farklı Tarja'/><category term='Farklı Konser'/><category term='Farklı Orhan Veli'/><category term='Farklı Yardım'/><category term='Farklı Feyzullah'/><category term='Farklı Futbol'/><category term='Farklı Film'/><category term='Farklı Hayat'/><category term='Farklı Kütüphane'/><category term='Farklı Sol Kanat'/><category term='Farklı Teofilo'/><category term='Farklı Metro'/><category term='Farklı Lig'/><category term='Farklı Yemekler'/><category term='Özlü Söz'/><category term='Farklı Şehir'/><category term='Farklı Toplum'/><category term='Farklı Eurovizyon'/><category term='Farklı Yemek'/><category term='Farklı Gezi'/><category term='Farklı Müzisyen'/><title type='text'>Farklı Pencere</title><subtitle type='html'>Olaylara Farklı Bir Pencereden Bakar... (Hadi ülen, bak seeennn!!!) (Valla öyle!) :)</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>63</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-3419793580710718493</id><published>2011-09-15T16:19:00.000+03:00</published><updated>2011-09-15T16:19:10.120+03:00</updated><title type='text'>Spor Toto Süper Lig 2011-2012: Sezon Başı Değerlendirmeleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Spor Toto Süper Lig'in ilk haftası geride kaldı. Sezon başı olması sebebiyle bu yazıda sezon öncesi genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Hafta sonu sadece 4 maçı izleyebildiğim için değerlendirmelerimi de bu dört maçtaki takımlar çerçevesinde yapacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Eskişehirspor - Beşiktaş:&lt;/u&gt;&lt;/b&gt; Hafta sonu ilk izlediğim maç doğal olarak bu maçtı. Beşiktaş ile ilgili olarak sezon öncesi arkadaşlara yorum yaparken şunu söylemiştim: &lt;b&gt;Beşiktaş büyük ihtimalle geçen sezonun bir nevi devamını yaşayacak; yani, istikrarsız oyunuyla iki ileri, bir geri şeklinde bir performans gösterecek.&lt;/b&gt; Beklediğim gibi de oldu ve Beşiktaş ilk maçta mağlubiyetle tanıştı. Beşiktaş bundan sonraki iki maçını kazanabilir, ama ondan sonra tökezlemesi yine an meselesi olacaktır. Bu yorumumu lig süresince Beşiktaş için ben takip edeceğim. &lt;b&gt;Beşiktaş'ın istikrarsızlığının sebebi&lt;/b&gt; ile ilgili belki de tek yorumum şöyle: &lt;b&gt;Beşiktaş takım olamıyor&lt;/b&gt;. Kadrodaki tek tek isimler bazında belki de ligin en iyi kadrosuna sahip olmasına rağmen, takım olamadığı ve &lt;b&gt;takım ruhu oluşturamadığı için&lt;/b&gt; Beşiktaş istikrarı yakalayamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eskişehirspor ise takım oyununu sahaya yansıtabildiği ve mücadele edebildiği ölçüde başarılı oldu bence. &lt;b&gt;Bu sene için benim iddiam şu ki&lt;/b&gt;; takım oyununu iyi oynayan, hep birlikte mücadele eden takımlar bu sene, sadece yıldızları olan ve bu yıldızlara endeksli olan takımlara nazaran daha başarılı olacaklar. Eskişehirspor da takım oyunuyla önplana çıkan ekiplerden birisi olabilir. Kişisel olarak &lt;b&gt;Alper Potuk&lt;/b&gt; yine çok iyiydi. &lt;b&gt;Kris Boyd&lt;/b&gt;'un neden oynamadığını bilmiyorum, ama o olmasa bile &lt;b&gt;Mehmet Yıldız&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Batuhan&lt;/b&gt; bu sene iyi performans sergileyecek gibi görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;Manisaspor - Trabzonspor:&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; Trabzonspor geçtiğimiz sezondan birçok önemli oyuncusunu kaybetti ve yeni bir kadro kurarak sezona başladı. Benim görebildiğim kadarıyla &lt;b&gt;Trabzonspor hâlâ takım olabilme sürecini yaşıyor&lt;/b&gt;. Takımın Manisaspor karşısında yaşadığı sıkıntıyı da ben buna bağlıyorum. Trabzonspor geçtiğimiz sezonlarda oturtmuş olduğu oyun anlayışını, yeni kadrosuyla yeniden oturtmak zorunda. Bunun için de takımın bir arada olması ve birçok maç yapması gerekiyor. Dolayısıyla ben Manisaspor maçındaki puan kaybını böyle değerlendiriyorum. &lt;b&gt;Trabzonspor'un yeni kadrosu arasındaki uyum arttıkça ve bu kadro, Şenol Güneş'in oyun anlayışını hazmettikçe Trabzonspor yine rahat maçlar oynamaya ve galip gelmeye başlayacaktır&lt;/b&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Manisaspor'un durumu da tam Trabzonspor'un tersiydi. Takım çok az oyuncusunu kaybetmişti ve oyun anlayışı da geçen seneden bu seneye büyük ölçüde aynıydı. Dolayısıyla &lt;b&gt;oturmuş kadro ve oyun anlayışı Manisaspor'un oyunda kalabilmesini ve beraberlik golünü bulabilmesini sağladı&lt;/b&gt; bence.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;İBB - Galatasaray:&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; Bu maçla ilgili yapacağım yorum da aslında yukarıdaki yorumlarla aşağı yukarı aynı. &lt;b&gt;Bir tarafta senelerdir birlikte oynayan bir takım&lt;/b&gt;, oyun anlayışını hazmetmiş bir takım ve o takımı çalıştıran istikrarlı bir teknik direktör var. &lt;b&gt;Diğer tarafta ise yeni bir teknik direktör&lt;/b&gt;, yenilenmiş bir kadro ve daha yeni yeni oturtulmaya çalışılan yeni bir oyun anlayışı var. Dolayısıyla kadrolar arasında ne kadar kalite farkı, ne kadar yıldız oyuncu farkı olursa olsun, bence saydığım diğe faktörler maçı kimin kazanacağını kestirebilmek noktasında daha etkili oluyor. &lt;b&gt;Maç sonrasında Fanatik ve diğer gazetelerde oldukça abartılı yorumlar okuduk&lt;/b&gt;. Yok işte, daha ilk haftadan revizyon, operasyon, kriz söylemleri... Daha ilk haftadan Baros &amp;amp; Terim kapışması, daha ilk haftadan ipi çekilenler vs. Daha ilk haftadan "Galatasaray'da değişen birşey yok" türünden yorumlar ve değerlendirmeler bence çok abartılı, gereksiz ve saçma değerlendirmeler. &lt;b&gt;Galatasaray'da değişen çok şey var, ama bu değişikliklerin ne yönde bir takım ortaya çıkaracağını görebilmek için biraz daha beklemek gerekiyor.&lt;/b&gt; Ben bu noktada Galatasaray'ı Beşiktaş'tan çok daha şanslı görüyorum. İddiam odur ki, Galatasaray önümüzdeki haftadan başlamak üzere, en az 4-5 maçlık bir galibiyet serisi yakalayabilir. &lt;b&gt;Uzun dönemde bence Galatasaray'ın kriz çıkarabilecek en büyük potansiyeli Fatih Terim&lt;/b&gt;. Onu da izleyip göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İBB için söyleyecek fazla birşey yok. &lt;b&gt;Webo müthiş bir transfer&lt;/b&gt;. Takımın oyun anlayışı artık oturmuş, oyuncular birbirlerini tanıyorlar. Geriye kalan sadece çalışmak, mücadele etmek ve yüksek bir konstantrasyonla her maça aynı derecede önem vererek maçları oynamak. Böyle olduğu takdirde İBB'nin kazandığı başarılar pek de sürpriz sayılmayacaktır. Haftaya oynayacakları Trabzonspor maçı da bence oldukça ilginç bir karşılaşma olacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;Fenerbahçe - Orduspor:&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; Fanatik gibi gazeteler Galatasaray'ın mağlubiyetini ne kadar abarttıysalar, Fenerbahçe'nin galibiyetini de aynı derecede abarttılar. &lt;b&gt;Fenerbahçe kesinlikle Galatasaray'dan daha iyi bir oyun ortaya koymadı.&lt;/b&gt; İBB ve Orduspor'u karşılaştıracak olursak da, Orduspor, İBB'den çok daha organize bir oyun ortaya koydu. Orduspor sadece kapanıp, kontra ataklarla gol aramadı, aksine - elinden geldiği kadarıyla - futbolu bir bütün olarak oynamaya çalıştı. Fenerbahçe'nin eksiklikleri vardı, doğru, ama onlar da olsalardı bence Fenerbahçe bu maçı ancak böyle kazanabilirdi. &lt;b&gt;Fenerbahçe'nin avantajı geçen seneki kadronun ve oyun anlayışının büyük ölçüde korunuyor olması.&lt;/b&gt; Fenerbahçe bence uzun vadede başarılı bir performans sergileyebilir, ama&lt;b&gt; ilk maçta farklı bir kırılganlığın ipuçlarını da hissetmedim değil&lt;/b&gt;. Bu kırılganlıkla ilgili bazı sezilerim olsa da, daha net yorumlar yapabilmek için Fenerbahçe'nin daha zor rakiplerle oynayacağı maçları beklemek gerekecek sanırım. Bu haftaki Gaziantepspor maçı da bu açıdan iyi olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-3419793580710718493?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/3419793580710718493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=3419793580710718493' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3419793580710718493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3419793580710718493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/09/spor-toto-super-lig-2011-2012-sezon-bas.html' title='Spor Toto Süper Lig 2011-2012: Sezon Başı Değerlendirmeleri'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7954658664247961550</id><published>2011-05-25T15:16:00.000+03:00</published><updated>2011-05-25T15:16:12.455+03:00</updated><title type='text'>Trabzonspor için Çılgın Proje</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir sezonu daha geride bıraktık. Trabzonspor topladığı 82 puana rağmen, averajla ligi ikinci bitirdi. Bu durumun bizatihi kendisi çok kötü olmamakla birlikte, işlerin kötüye gideceğini söylemek zor değil. Trabzonspor'un makro anlamda birçok ciddi sorunu var, ama bütün bu sorunların temel bir kökeni var ki, o da Trabzonspor'un Trabzon şehrinde olmasıdır. Şimdi bu durumun oluşturduğu sorunları, maddeler halinde ve kısa kısa açıklamaya çalışayım. Dolayısıyla benim Çılgın Projem çok basit: Trabzonspor futbol takımı, bir an önce İstanbul'a taşınmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzonspor'un özellikle Trabzon'da yaşayan taraftarları futbol takımı için büyük bir sorun. Bu taraftarlar sabırsız, ümitsiz, hedefsiz ve belki biraz ağır olacak, ama fair-play kültürü, genel kültür, eğitim vs. gibi açılardan oldukça yetersiz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Taraftarla ilgili sorunlardan, "&lt;a href="http://farklipencere.blogspot.com/2011/01/trabzonsporun-en-buyuk-sorunu-taraftar.html"&gt;Trabzonspor'un En Büyük Sorunu Taraftar&lt;/a&gt;" (http://farklipencere.blogspot.com/2011/01/trabzonsporun-en-buyuk-sorunu-taraftar.html) başlıklı yazımda da uzun uzadıya bahsettim. O yüzden burada bunları tekrar etmeyeceğim, ama ligin ikinci yarısının daha başında, Ankaragücü maçında Burak'ı yuhlayan taraftarları henüz unutmadım. Bu insanlar artık orta yaşlarını çoktan geçmişler; ne hayattan, ne futbol takımından bir beklentileri kalmış. Hayata ilişkin bütün heyecanlarını, arzularını, gayelerini kaybetmişler. Maçlara gidip, çekirdek çitletmek, küfür etmek, futbolculara hakaret etmek, tiyatro seyreder gibi maç seyretmek dışında pek bir amaçları kalmamış. Trabzon'da arkadan gelen yeni ve genç bir nesil de var tabii ki, ama bunların sayısı henüz çok az ve çok da örgütlü değiller. Tribünleri domine edebilecek bir güce ve nüfuza sahip değiller.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzon şehri küçük bir şehir ve küçük olduğu için nüfus gücü, ekonomik gücü de oldukça sınırlı. Bu kriterler açısından karşılaştırıldığında Bursa, Gaziantep vs. gibi şehirlerin dahi epey gerisinde kalan bir şehir Trabzon. Ekonomisi küçük olan şehrin futbol takımının sahip olduğu ekonomi de küçük oluyor. Trabzonspor'un forma vs. satışlarından gelen gelirlerine bakalım, ya da stattan gelen gelirlere bakalım, durumun vehametini anlayabiliriz. Avni Aker stadı bu sene en dolu olduğu maçlarda 15.000-16.000 civarındaydı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şehrin küçük olması sosyal hayatı da etkiliyor ve bu da tabii ki futbolcuları etkiliyor. Sosyal hayatın kısırlığı, şehrin küçüklüğü ve belki de muhafazakarlığı yerli futbolcular için sorun oluştururken, aynı sorunlar ve bunlara ilave olarak yabancı dilde eğitim yapan okulların olmayışı da yabancı futbolcular için sorun teşkil ediyor. Selçuk, Umut, Egemen takımdan ayrıldılar ya da ayrılmak üzereler ve bu oyuncular takım kötü olduğu için, takım kalitesiz olduğu için ayrılmak istiyor değil. Bu futbolcuların ayrılmak isteyişinde şehrin küçüklüğünün etkisini de düşünmek gerek. Jaja, Colman ve Cale gibi oyuncuların durumunun da ne olacağı belirsiz. Takımın boş günü geldiğinde bütün oyuncular şehirden kaçmak için can atıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzon şehrinden kaynaklanan bu ve bunlar gibi daha onlarca irili-ufaklı sorun var ve bütün bu sorunlar futbol takımını olumsuz olarak etkiliyor. Dolayısıyla bu noktada Trabzonspor'un önünde iki tercih var gibi görünüyor. Birinci tercihe göre Trabzonspor büyük takım olmayı bırakacak ve küçük şehirle beraber küçülmeyi kabul edecek. Bu şekilde futbol takımı şehrin gerçekleriyle yüzleşecek, bunları kabullenecek ve artık hedeflerini küçültecek ve sıradan bir orta sıra takımı ya da 5.'lik, 6.'lık için mücadele eden bir takım haline gelecek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci tercihe göre ise - ki bu noktada benim de Çılgın Projem ortaya çıkıyor - Trabzonspor büyük takım olmaya devam etmek isteyecek, ama o zaman bunun için gerekli olan hamleleri yapmaktan da kaçınmayacak. Peki, nedir bu gerekli hamleler? Bence bu noktada tek ve esaslı bir hamle var Trabzonspor'un yapması gereken, o da futbol takımını İstanbul'a taşımak. Eğer Trabzonspor bu hamleyi yapmazsa orta ve uzun vadede şehirle beraber küçülmek ve küçük bir takım haline gelmesi kaçınılmaz bence.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki, futbol takımını İstanbul'a taşımak ne demek ve bu nasıl yapılabilir? Aslında çok basit bir olay, ama bunun için gerekeli olan en elzem şey, irade. Trabzonspor'un İstanbul'da zaten hali hazırda 50-60.000 civarında taraftarı var. Bu taraftarlar, Trabzon'dakilerin aksine, futbol takımına aç, genç, heyecanlı, arzulu, istekli insanlar. Bu insanlar takım için maçlara gitme, para harcama, kombine satın alma, forma satın alma vs. gibi konularda hem ekonomik olarak hem de psikolojik olarak daha uygunlar. Bu insanların genel kültür seviyesi, fair-play kültürü seviyesi, eğitim seviyesi daha yüksek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzonspor bir an önce Akyazı projesinden vazgeçmeli ve İstanbul'a bir stad yapmalı. Bildiğimiz gibi, İstanbul'un iki yakasına, iki yeni şehir kurulacak. Trabzonspor da isterse buralara, ya da isterse mevcut şehir içerisinde uygun bir yere stadyumu kurabilir. 50-60.000 kişilik modern bir stad, futbol takımının, İstanbul'un büyük kulüpleriyle rekabetine büyük destek olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Takım İstanbul'da olduğu için, kaliteli, isim yapmış yabancı oyuncuların getirilmesi noktasında sıkıntı yaşanmayacaktır. Yerli oyuncular, sırf şehirden dolayı başka kulüplere gitmek istemeyeceklerdir. Trabzonspor, Anadolu'dan çıkan yıldız yerli oyuncular için de güçlü bir çekim merkezi, güçlü bir alternatif olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7954658664247961550?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7954658664247961550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7954658664247961550' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7954658664247961550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7954658664247961550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/05/trabzonspor-icin-clgn-proje.html' title='Trabzonspor için Çılgın Proje'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7640357365020000603</id><published>2011-05-02T10:26:00.000+03:00</published><updated>2011-05-02T10:26:52.807+03:00</updated><title type='text'>Son Üç Haftaya Girerken...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bundan yaklaşık iki ay kadar önce, 7 Mart tarihinde yayınlanan yazımda, 24. hafta itibariyle ligin o anki durumuna ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmuştum. Şampiyonluk yarışının nasıl sonuçlanabileceğine, Uefa'ya hangi takımların gidebileceğine ve Türkiye kupasına ait bazı öngörülerde bulunmuştum. Şimdi gelin, bu öngörülerden ne kadarı gerçekleşmiş onu bir değerlendirelim ve sonra da ligde kalan son üç haftaya ilişkin bazı yeni öngörülerde bulunalım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şampiyonluk yarışı ile ilgili olarak 7 Mart'taki yazımda, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un birbirlerini takip ederek yaşayacakları dört haftalık zorlu bir maratona (Galatasaray, Bursaspor, Eskişehirspor, Gaziantepspor) işaret etmiş ve takımların bu dört haftadaki performanslarının şampiyonluk düğümünü çözebileceğini söylemiştim. Fenerbahçe bu zorlu dönemeci, 3 galibiyet, 1 beraberlik ile geçti. Fenerbahçe, Galatasaray, Eskişehir ve Gaziantep'i yenerken, Bursaspor ile evinde berabere kaldı. Trabzonspor da aynı seriyi yine 3 galibiyet ve 1 beraberlik ile geçti. Trabzonspor da Galatasaray, Bursaspor ve Gaziantep'i yenerken, Eskişehir ile berabere kaldı. İki takım da bu süreci aynı performansla tamamlayınca, bu dört haftalık maratonun, şampiyonluk düğümünün çözülmesine aslında pek de bir etkisi olmamış oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kupaya ilişkin öngörüm de pek gerçekleşmedi diyebilirim. Kupayı Gaziantepspor'un alacağını öngörmüştüm, ama Gaziantep yarı-finalde Beşiktaş'a elendi ve şansını yitirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; Bursaspor'un şampiyonluk şansının sürdüğünü, ama artık toparlanmalarının da zor olduğunu söylemiştim. Bu öngörüm biraz gerçekleşti diyebilirim. Bursaspor içinde bulunduğu bunalımdan çıkamadı ve iki ileri, bir geri giderek şampiyonluk yarışının çok uzağında kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uefa ligine katılma ile ilgili olarak, Gaziantepspor ve Bursaspor'u şanslı gördüğümü söylemiştim. Gaziantepspor'un mevcut performansıyla Kayserispor'u geride bırakacağını söylemiştim. Öyle de oldu. "Gaziantep yakaladığı bu ivmeyi sürdürürse, bir ihtimal üçüncülüğü bile zorlamaya başlayabilir." demiştim. Şu an Bursaspor'la aradaki 3 puanlık fark hâlâ sürüyor, ama Gaziantepspor'un üçüncülük şansı devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gördüğünüz gibi son on haftaya yönelik öngörülerim yarı yarıya gerçekleşti diyebilirim. Şimdi gelin, son üç haftaya ilişkin de bazı öngörülerde bulunalım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye kupasıyla ilgili olarak finalde ilginç bir eşleşmeyle karşı karşıyayız. İstanbul B.B.'nin karşısında başka bir büyük takım olsaydı, aslında o büyük takımın kupayı rahat rahat alabileceğini iddia edebilirdim, ama nedense Beşiktaş'ın İstanbul B.B.'ye karşı değişik bir kırılganlığı var. O yüzden bu maçın bir favorisinin olduğunu düşünmüyorum. Fakat yine de bir tahminde bulunmak gerekirse, kupayı Beşiktaş'ın alacağını söylemek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lig üçüncülüğü ve dördüncülüğü ile ilgili olarak mevcut sıralamanın değişmeyeceğini düşünüyorum. Bursaspor'un da, Gaziantepspor'un da son üç haftada zorlu maçları olacak. İki takım da puan kaybedebilir, ama sonuçta sıralamanın değişmeyeceğini düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şampiyonluk yarışına gelecek olursak, Fenerbahçe'yi daha şanslı görüyorum. Şahsen Fenerbahçe'nin bir ihtimal İstanbul B.B. maçında takılabileceğini düşünüyorum, fakat bu olmadı. Karabükspor maçının da Fenerbahçe açısından çok zor geçeceğini sanmıyorum. Sonra evlerinde oynayacakları Ankaragücü maçını da kazanacaklarını düşünüyorum. Eğer yarış yine son haftaya kalırsa, deplasmandaki Sivas maçı çok ilginç olabilir. Son üç haftada Trabzonspor'un da pek sorun yaşayacağını zannetmiyorum. Bucaspor ve İstanbul B.B. maçları görece kolay geçecektir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7640357365020000603?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7640357365020000603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7640357365020000603' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7640357365020000603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7640357365020000603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/05/son-uc-haftaya-girerken.html' title='Son Üç Haftaya Girerken...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-8137475651897864961</id><published>2011-04-04T16:46:00.000+03:00</published><updated>2011-04-04T16:46:24.804+03:00</updated><title type='text'>Spikerler, Yorumcular, Süper Ligin Kalitesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçtiğimiz sene Milliyet gazetesinden Ali Eyüboğlu, "&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/mac-spikerleri-tarafsiz-olmali/ali-eyuboglu/magazin/yazardetay/22.05.2010/1241234/default.htm"&gt;Maç Spikerleri Tarafsız Olmalı&lt;/a&gt;" başlığıyla bir yazı yayınlamıştı. Bu yazıya daha önce ben de değinmiştim. Bu yazıda ise bu durumun bu seneki yansımalarından biraz bahsetmeye çalışacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sene de maçı anlatan kişilerin tarafgirliklerinde herhangi bir değişiklik olmuş değil. Spikerler yine "büyük" takımların bir taraftarıymış gibi maç anlatmaya ve bu şekilde para kazanmaya devam ediyorlar. Bu davranışın yansımalarını bir "büyük" takımla diğer takımlar maç yaptığında açıkça görebilirsiniz. Maç, hep büyük takımın zaviyesinden yorumlanır. Mesela maç berabere devam ediyorsa ya da büyük takım o anda mağlupsa, bu takımın nasıl gol atabileceği, nasıl beraberliği yakalayabileceği, nasıl öne geçebileceği üzerine kafa yorulur. Yorumcular, büyük takımın teknik direktörünün ne tür taktiksel değişiklikler yapması gerektiği, oyuncu değişikliklerini nasıl yapması gerektiği hakkında beyin fırtınası yaparlar. Büyük takım&amp;nbsp; atağa kalktığında ya da gol attığında abartılı bir sevinç yaşarlar. Aslında bu tür davranışların, sonuncusu hariç, yapılıyor olması çok da anormal değildir. Maçı anlatanlar, hem maçı anlatabilirler, hem de maçla ilgili yorumlar yapabilirler. Bu yorumları maçın anlatışını zenginleştirir ve güzelleştirir; maçı izleyene de daha farklı bir zevk verir. Burada anormal olan ise bizde bu davranışın sadece büyük takımlar lehine yapılıyor olmasıdır. Bir nevi küçük takımlar, büyük takımların karşısında yenilmesi gereken kuklalar gibidirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat sorun sadece maçı anlatanlarla da sınırlı değil. Maçları yorumlayanlar açısından baktığımızda da durum pek farklı değil. Değişik kanallarda pek çok yorumcu var, ama içlerinde büyük takımların sesi dışında ses olabilecek - ki bu yorumcular arasında Trabzonspor'u bile yorumlayan kimse yok - neredeyse kimse yok.&amp;nbsp; Lemi Çelik bir kanalda bir programda yorumcu olarak bulunuyor, ama onun da sesinin gücü çok sınırlı kalıyor. Rıdvan Dilmen, Sergen Yalçın, Mustafa Doğan, Hakan Şükür ve Metin Tekin gibi yorumcuların hangi takımları tuttuğunu zaten biliyoruz. Bunun dışında Erman Toroğlu, Ahmet Çakar gibiler de var. Yayıncı kuruluşun programında bile aynı tutumun yaşandığını söyleyebiliriz. Bu yorumcular arasında ise özellikle Rıdvan Dilmen hakkında biraz yorum yapmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rıdvan Dilmen bu zamana kadar yorumlarını beğenerek izlediğim, yorumlarına değer verdiğim biriydi. Fakat ne zamanki takım arkadaşı Aykut, Fenerbahçe'nin başına geçti, Rıdvan varolan bütün objektifliğini yitirdi. Rıdvan daha önceden de asıl olarak Fenerbahçe yorumcusuydu; bunu biliyoruz. Yeri geldiğinde Beşiktaş ve Galatasaray'ın da maçlarını yorumlardı. Ama bu yorumlarında genelde Fenerbahçe'nin eksik taraflarına, neler yapması gerektiğine yönelik tavsiyelerde ve eleştirilerde bulunurdu. Bu yaptığı da aslında normal karşılanabilir. Ama bu sene, Rıdvan bunun ötesine geçmeye ve artık Fenerbahçe'nin şampiyonluktaki rakiplerine - önceden&amp;nbsp; rakipler hem Bursaspor, hem Trabzonspor'du - yönelik psikolojik mücadelenin içinde yer almaya başladı. Rıdvan sürekli olarak Trabzonspor'un kötü oynadığından, yakında takılacağından ve puan kaybedeceğinden, tribün baskısından, oyuncular üzerindeki stresin artacağından vs. bahsetmeye başladı. Geçtiğimiz hafta oynanan Trabzonspor - Konyaspor maçının ardından ise Rıdvan, Trabzonspor'un böyle oynaması halinde Galatasaray'a 3-0 kaybedeceğini söyledi. Bu bence artık aşırılığın son aşamasıydı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, maçı anlatanlar maç hakkında, takımlar hakkında, taktikler, oyuncu değişiklikleri hakkında yorumlar yapabilirler, hatta yapmalıdırlar, ama yayıncı kuruluş her maça, oynayan iki rakip takımı tutan iki spiker koyabilir. Koskoca 70 milyonluk Türkiye'de bu tür maç anlatıcıları bulunabilir. Bunun dışında hem Maraton programı, hem de maç sonrası yorum yapan diğer spor programları yorumcu kadrolarını biraz daha genişletebilir ya da yorumcu çeşitliliğini arttırabilir. Bursaspor geçtiğimiz sene bir devrim yaparak şampiyon oldu, ama hâlâ yorumcular arasında Bursaspor adına yorum yapan birisi yok. Trabzonspor adına yorum yapan ise sadece Lemi Çelik var. Artık en azından Bursaspor, Trabzonspor, Gaziantepspor, Kayserispor ve Eskişehirspor gibi takımların yorumcuları da bu programlara katılmalı. Geçtiğimiz hafta sporda şiddetin önlenmesine ilişkin Meclis'te kabul edilen yasa, Türkiye'de genel olarak sporun, özelde de futbolun kalitesinin arttırılması anlamında önemli bir gelişme. Ancak kalitenin arttırılmasında yayıncı kuruluşa, maçları anlatan kişilere, maç yorumları yapan programlar yayınlayan televizyon kanallarına ve tabii ki yorumculara da düşen önemli görevler var. Bunların hepsine dikkat edilirse daha kaliteli ve daha adil bir futbol mücadelesi izleyebileceğimizi düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-8137475651897864961?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/8137475651897864961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=8137475651897864961' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/8137475651897864961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/8137475651897864961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/04/spikerler-yorumcular-super-ligin.html' title='Spikerler, Yorumcular, Süper Ligin Kalitesi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6366118982880677817</id><published>2011-02-07T10:16:00.000+02:00</published><updated>2011-02-07T10:16:53.516+02:00</updated><title type='text'>Trabzonspor - Antalyaspor Maçı Analizi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi, dilimiz döndüğü kadarıyla bu maçla ilgili de birkaç şey söylemeye çalışalım:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzonspor'un - bu belki diğer birçok takımda da böyle - basit bir oyuna başlama kurgusu var. Buna göre, kaleci topu stoperlere atıyor; stoperler, orta sahanın gerilerine gelen Selçuk'u buluyorlar. Selçuk oyun kurmaya çalışıyor. Orta sahanın biraz ilerisinde ise Jaja oynuyor. Selçuk, eğer durum müsaitse, genelde topu Jaja'ya oynuyor ve Jaja da duruma göre isterse dikine kaleye doğru ilerliyor, isterse rakip sahada ver-kaçlara girmeye çalışıyor, isterse kaleye şut çekiyor, isterse topu kanatlara gönderiyor, vs.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani kısaca, top kaleciden stoperlere, onlardan Selçuk'a, ondan Jaja'ya gidiyor ve Jaja'dan sonra da değişik hücum organizasyonları denenmeye çalışılıyor. Oyun kurmaya yönelik bu kurgu gayet basit, evet, ama bu sistem zaten genelde de uygulanan sistem. (Bkz. Emre &amp;amp; Alex - Aurelio - Guti, vs.)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oyunun kurulması süreci bu kadar basit olunca, onu engellemeye çalışmak da gayet basit olabiliyor. Buna göre Antalyaspor, Trabzonspor'un oyun kurmasını engelleyebilmek için orta sahada iki kademeli bir sıkıştırmaya dayalı bir presle oynadı. Buna göre, ilk pres, topu orta sahanın en gerisinde alıp oyun kurmaya çalışan Selçuk İnan'a yapıldı. Selçuk, kendisine yapılan bu yoğun pres neticesinde oyun kurmada çok da başarılı oldu denilemez. Eğer oldu da top Jaja'ya geldiyse, bu sefer ikinci kademe pres Jaja'ya yapıldı. Dolayısıyla Antalyaspor, Trabzonspor'un oyunlarının birçoğunu daha başlamadan bitirmeyi amaçladı ve bunda da genelde başarılı oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Antalyaspor bunda neden başarılı oldu? Burada karşılaştırmalı bir analiz yapılabilir:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1) Antalyaspor'un orta sahadaki presçi oyuncularının dinç ve mücadeleci oyunculardan oluşması: Selçuk ve Jaja'ya yapılan pres ve tatlı-sert müdahaleler maç boyunca aynı şiddette devam etti denilebilir. Belki sadece son 10-15 dk. bu presçi oyuncuların yorulmasıyla Antalyaspor'un oyunu daha geride kabul etmeye başladığını gördük, ama bu sürede de Trabzonspor pek üretken olamadı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2) Trabzonspor'un oyun kurucularının yetersizliği: Burada Selçuk ve Jaja'yı yetersiz oyuncular olarak nitelendirmiyorum tabii ki, ama söylemeye çalıştığım, bu iki oyuncunun, kendilerine yapılan bu yoğun pres karşısında yetersiz kalışları. Peki, ne yapılabilirdi?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;a) Bu tür durumlarda aslında size pres yapan oyuncuları geçmek için birkaç kez hamle yapmanız oyunun gidişatı açısından size bir avantaj getirebilir. Buna göre, rakip oyuncuyu geçmeye çalışırken faule maruz kalabilirsiniz. Eğer olur da size pres yapan oyuncu bu faullerden birinde sarı kart görürse, bu onun oyun boyunca daha az saldırgan olmasını sağlar. Sarı kart görmese dahi, 2-3 faulden sonra, rakip oyuncunun presindeki şiddetin gücü azalacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;b) Selçuk topla oynamada, oyun kurmada zorlanıyorsa, o zaman Colman'ın Selçuk'a yakın oynaması gerekir. Bu sayede, Selçuk kendisine pres yapıldığı zaman Colman'a oynayabilir. Selçuk topu ver-kaçlarla alabilir ve rakibinden kurtulabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;c) Oyun, uzun toplarla başlatılabilir. Ya da top, kanatlara taşınarak, oyunun kanatlardan devam etmesi sağlanabilir. Bu iki alternatif pek verimli olmasalarda, oyun içerisinde denenmeleri gerekir. Eğer başarı getirirlerse, bu durum rakibin kanatlara da dikkat etmesine neden olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sorunun dışında şu noktalara da değinilebilir: Umut 5 resmi maçtır gol atamıyor. Tamam, Umut'a çok da pas gelmiyor, ama sonuçta pas geldiği maçlarda da pek verimli olamadı. O yüzden, artık Umut'u biraz dinlendirmenin vakti geldi. Ayrıca ben Umut'un, oyuna sonradan girdiği maçlarda daha faydalı olduğunu düşünüyorum çünkü Umut son vuruş golcüsü, bitirici golcü değil. Umut, yıpratıcı, defansı zorlayıcı ve çok mücadele eden bir golcü. O yüzden maçın sonlarına doğru, yorulmuş defans oyuncularına karşı girmesi bence Trabzonspor için daha faydalı olur. Umarım Şenol Güneş Manisaspor maçına Pawel Brozek ile başlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6366118982880677817?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6366118982880677817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6366118982880677817' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6366118982880677817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6366118982880677817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/02/trabzonspor-antalyaspor-mac-analizi.html' title='Trabzonspor - Antalyaspor Maçı Analizi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6819370453853533655</id><published>2011-01-23T16:41:00.000+02:00</published><updated>2011-01-23T16:41:24.021+02:00</updated><title type='text'>Trabzonspor'un En Büyük Sorunu: Taraftar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzonspor - Ankaragücü maçının analizi çeşitli boyutlarda yapılabilir; ama benim ilk etapta yoğunlaşmak istediğim boyut taraftar boyutu çünkü ben Trabzonspor'un en önemli sorununun, takımın başarısının hatta şampiyonluğun önündeki en önemli engelin taraftar olduğunu düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öncelikle Trabzonspor taraftarıyla kimleri kastettiğime bir açıklık getirmem gerek çünkü kocaman bir kütleyi toptan eleştirmek, suçlamak pek sağlıklı olmaz. Benim kastettiğim ve eleştirdiğim kesim daha ziyade eski nesil: Yani 40 ve üzeri yaşlarda olan grup. Bu nesil şampiyonluk görmüş olup, kafa, zihniyet, dünyaya bakış, futbol anlayışı gibi noktalar çerçevesinde hâlâ 1980'lerde kalmış bir nesil bence. Liglerde şikenin kol gezdiği, siyasetin, paranın, gücün futbola etki ettiği ve sonucu belirlediği, şampiyonluğun böyle süreçler sonucunda alındığı, mafya-vari ilişkilerin, kabalığın, vulgarlığın hâkim olduğu bir dönem bu. Bu nesil de böyle bir Türkiye'de, böyle bir altyapıda sosyalleşmesini gerçekleştirmiş bir nesil. Onların şu anda da dünyaya bakışlarını, futboldan ne anladıklarını belirleyen en önemli faktör bu altyapı. Onların gözünden baktığınızda bugün olanlar şöyle yorumlanıyor:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1) Şampiyon olmak isteyen takım her maçını kazanmalıdır. Bir maç dahi kaybetmemelidir. Hatta kaybetmek ne kelime, berabere bile kalmamalıdır. Bütün maçlar kazanılmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2) Hakemler satın alınabilecek varlıklardır. Parayı veren düdüğü çalar. Hangi başkan ekonomik olarak daha güçlüyse, o başkan araya girip, istediği hakemi satın alabilir. Trabzonspor hakem hatasından puan kaybederse bunun açıklaması böyledir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3) Siyaset ve siyasetçiler futbolu etkiler. Eğer yukarılarda Trabzonspor'lu "büyüklerimiz" varsa, şampiyonluk geliyor demektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4) Küfür serbesttir. Futbolculara hakaret etmek taraftarın en doğal hakkıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5) Bu nesil, bilete verdiği 30-40 TL ile sanki bütün stadı, futbolcuları ve hatta teknik direktörü satın aldığını düşünür ve oturduğu yerden maça, oyunculara, teknik direktöre, futbola bu zihniyetle bakar. Dolayısıyla kendince gördüğü her yanlış pasta, her yanlış vuruşta futbolcuya, her yanlış taktikte teknik direktöre hakaret edebilmeyi, küfredebilmeyi kendisinin hakkı olarak görür. Verdiği 30-40 TL ile stadı da satın aldığını düşündüğü için koltukları kırmakta, etrafına zarar vermekte, yerlere tükürmekte ve çekirdekleri yerlere atmakta serbest olduğunu düşünür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6) Futbolda olduğu gibi insanlar arasındaki ilişkilerin de güç, para, şiddet, şike, hile, yalan vs. gibi araçlarla yürüdüğünü düşünür. O yüzden stada girdiğinde ister kendi takımının taraftarı olsun, ister rakip takımın taraftarı, onlara hep bu gözlükler çerçevesinde bakar. Stada girdiğinde biletinde yazan numaraya değil de, istediği yere oturabileceğini düşünür. Oturduğu koltuğun sahibi geldiğinde ona kabadayılık taslar. Eğer iş ileri giderse tehdit eder, güç kullanır, dövmeye kalkar. Kabalıkla, barbarlıkla başkalarının haklarını gaspedebileceğini ve meseleleri bu şekilde çözebileceğini düşünür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Liste daha uzatılabilir, ama bu tür insanlar hakkında düşünmek, konuşmak ve yazmak bile midemi bulandırıyor. 6-7 sene öncesinde futboldan soğumama neden olan bu tür insanlar ve onların futbola, dünyaya, hayata, diğer insanlara bakışlarıydı. İki sene önce işlerin biraz daha düzeldiğine kanaat getirerek tekrar futbola ısınmaya başladım, ama Ankaragücü maçının son anlarında Burak'ı ıslıklayan kendini bilmezleri gördüğümde kanın beynime sıçramasıyla tekrar başladığım yere döndüm diyebilirim. Ama bu sefer bırakıp gitmeyeceğim. Bu sefer ben de elimden geleni yapacağım. Yazarak, kendi görüşlerimi ifade ederek meydanın boş olmadığını göstereceğim. Sadece ben değil; benim gibi düşünen herkes. Bunu yaparken de, Burak'ın ligin ilk yarısında ne kadar iyi oynadığından, kaç gol attığından falan bahsetmeyeceğim. Bunların hiçbirini yapmayabilirdi de ve yine de o tribünde koltuğunda rahat rahat oturan, çekirdek çitleten, tiyatro seyreder gibi maç seyreden ve kendisini taraftar zanneden varlıkların yuhlamalarını, ıslıklamalarını haketmezdi. O bir insan, o bir futbolcu; o çıktı ve mücadelesini yaptı, elinden geleni yaptı. Kimsenin, verdiği 30-40 TL ile başkasına hakaret edebilme hakkını da satın aldığını, bir futbolcuyu isterlerse yuhlayarak toplu linçe uğratabileceklerini düşünmeye hakkı yok. Bunu o kişiler henüz bilmiyor olabilirler, ama öğrenecekler! Bu takımın, onların babalarının malı olmadığını öğrenecekler. Beğenmiyorlarsa, izlemesinler, maçlara gelmesinler. Böylesi Trabzonspor için çok daha yararlı olur. Kimsenin, onların yuhalamalarına, oturdukları yerden maç izlemelerine, çekirdek çitletmelerine, tatminsizliklerine, beğenmezliklerine ihtiyacı yok. Onlar evlerinde oturup, kendi hallerine üzülsünler; bu onlara yeter de artar bile. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6819370453853533655?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6819370453853533655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6819370453853533655' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6819370453853533655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6819370453853533655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/01/trabzonsporun-en-buyuk-sorunu-taraftar.html' title='Trabzonspor&apos;un En Büyük Sorunu: Taraftar'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-5501978608456644935</id><published>2011-01-21T14:21:00.000+02:00</published><updated>2011-01-21T14:21:16.976+02:00</updated><title type='text'>Ligde İkinci Yarı Başlarken: Genel Değerlendirme</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir önceki yazıda sadece Trabonspor'u değerlendirmiştim. Bu yazıda ise, ligin ikinci yarısı başlarken takımlara ilişkin genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kanaatimce ligin ikinci yarısı gerçekten kıran kırana bir mücadele içerisinde geçecek. Birçok takım kadrosunu güçlendirdi, oyun anlayışını geliştirmeye ve mücadele gücünü arttırmaya çalıştı. Bu gelişmelerine sahaya çok ciddi bir mücadele şeklinde yansıyacağını düşünüyorum. Bu noktada bazı takımlar diğerlerinden biraz daha öne çıkıyor; şimdi onlara biraz daha yakından bakalım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Ankaragücü:&lt;/u&gt; Ankaragücü'nün zaten oldukça iyi bir kadrosu vardı. En azından kağıt üzerinde kadro gerçekten iyiydi, şimdi devre arasında Fatih Tekke, Sedar Özkan, Ergin Keleş gibi önemli oyuncular alındı. İlk yarı sakat olan Vittek'in de ikinci yarıda sahada olacağını düşünüyorum. Ümit Özat ilk yarıdaki açık futbol anlayışını biraz daha geliştirebilirse ve Ankaragücü takım oyununu daha iyi oynayabilirse, bence Ankaragücü çok iyi yerlere gelebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Antalyaspor:&lt;/u&gt; Antalyaspor devre arasında az transfer yapanlardan, ama Antalyaspor'un da kendine has oturmuş bir oyun düzeni var. Bu oyunlarını daha da sağlamlaştırmaları halinde, bence ikinci yarıda daha yukarı sıraları zorlayacaklardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Beşiktaş:&lt;/u&gt; Beşiktaş şu an yıldızlar topluluğu gibi. Herkesin kafasındaki soru, bu kadronun iyi bir takım oyunu sergileyebilip sergileyemeyeceği. Eğer sergilerlerse, gerçekten durdurulması çok zor bir takım olurlar. Yok eğer yıldızlara bağlı bir takım olurlarsa, yine ilk yarıdaki gibi iki ileri bir geri performansı izleyebiliriz Beşiktaş'tan.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Bursaspor:&lt;/u&gt; Bursaspor aynen bir timsah gibi sessiz ve derinden yürüyüşünü sürdürüyor. Santrafor noktasında sıkıntıları vardı ve onu da Miller'ı alarak çözmeye çalıştılar. Miller'ı şahsen çok izlemedim, ama sonuçta kariyeri ortada olan bir oyuncu. Eğer uyum sağlarsa, Bursaspor'a çok büyük katkı yapacaktır. Bursaspor'un zaten oturmuş bir oyun düzeni var; gol yollarındaki sıkıntılarını da aşarlarsa, yine zirvenin en büyük adaylarından biri olacaklardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Galatasaray:&lt;/u&gt; Galatasaray da ara transferde epey oyuncu aldı. Ben açıkcası Culio'yu çok beğendim. Yıldızlığına ya da yıldız olmamasına diyecek bir lafım yok, ama bence Galatasaray'a çok önemli katkıları olacak. İyi bir takım oyuncusu, pasları güzel, hücumu seviyor ve oyunu sürekli ileriye doğru oynuyor. Galatasaray gol yollarındaki sıkıntısını da Stancu ile giderirse, ikinci yarı daha iyi bir Galatasaray izleyebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Kayserispor:&lt;/u&gt; Bence ikinci dönemin en flaş takımı Kayserispor olacak. Sakat oyuncular ikinci yarı takıma geri dönecek. Onlara bir de Ziani, Amrabat ve Kujovic katılıyor. Kadro zenginliği ve kalitesi anlamında Kayserispor gerçekten sınıf atlamış olacak. Şampiyonluğu dahi kovalayabileceklerini düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;Fenerbahçe:&lt;/u&gt; Fenerbahçe'nin ikinci yarıda performansının düşeceğini düşünüyorum. Fenerbahçe'de kadro kalitesi anlamında bir sıkıntı yok, ama Fenerbahçe'de oyuncu, teknik kadro ve yönetim arasındaki ilişkiler anlamında sıkıntılar var. Bunlar oyunu da etkilerse Fenerbahçe için ikinci yarı zor geçebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; Bunların dışında Karabükspor, İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Eskişehirspor, Gaziantepspor ve Manisaspor'un da lige çok zevk ve renk katacaklarını düşünüyorum. Bu sene üst sıraları yoğun, ilk 10'u için ise çok çok yoğun bir mücadelenin yaşandığı bir lig izleyeceğimizi düşünüyorum. İlk 5'i ve ilk 10'u zorlayabilecek takımların fazla olması; kadrolar arasındaki kalite ve zenginlik farkının giderek azalması; ve oyun kaliteleri ve mücadele güçlerinin giderek daha iyi olması ligi ikinci yarıda çok daha çekişmeli hale getirecektir diye düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bekleyip, göreceğiz. :) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-5501978608456644935?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/5501978608456644935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=5501978608456644935' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5501978608456644935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5501978608456644935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/01/ligde-ikinci-yar-baslarken-genel.html' title='Ligde İkinci Yarı Başlarken: Genel Değerlendirme'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6439226570501827244</id><published>2011-01-20T10:12:00.003+02:00</published><updated>2011-01-20T10:34:41.896+02:00</updated><title type='text'>Ligde İkinci Yarı Başlarken: Trabzonspor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun bir aradan sonra tekrar yazıyorum. Bu yazıda, ligin ikinci yarısına başlarken takımları genel bir değerlendirmeye tabi tutacağım. İlk olarak bu yazıda Trabzonspor ile başlayacağım. Ardından diğer yazıda ise diğer takımları değerlendirmeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor'un zaten oturmuş bir kadrosu vardı. Genel olarak bilindiği gibi, takımın bir santrafor ve bir sol açık ihtiyacı vardı. Santrafor konusunda Pawel Brozek ve Mehmet Çakır transfer edildi. Pawel Brozek'i henüz canlı olarak izleme şansımız olmadı, ama Youtube'da attığı gollerden görebildiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim. Evet, Brozek yetenekli bir oyuncu, ama görebildiğim kadarıla oyun stili Umut'a çok benziyor. Yani kaleyi karşısına alıp oynamayı tercih eden bir oyuncu izlenimi aldım izlediğim videolardan. Genelde defans arkasına atılan ara paslarına ve uzun paslara yaptığı koşularla ve kaleciyle karşı karşıya kalarak attığı golleri gördüm. Trabzonspor'a tabii ki katkı sağlayacaktır, ama bence sırtı kaleye dönük oynayabilen bir santrafor olsa daha iyi olurdu. Tabii Brozek'in böyle olup olmadığını da henüz bilmiyoruz; sadece birkaç videodan yorum yapmak doğru olmaz, bekleyip göreceğiz. Mehmet Çakır için ise değerlendirme yapamıyorum, çünkü tanıdığım bir oyuncu değil. Ama nedendir bilemiyorum, Mehmet Çakır bana Brozek'ten daha fazla güven veriyor. Yalnız, Mehmet Çakır transferi yapılmışken insan Murat Tosun'u hatırlamadan da edemiyor. Şenol Güneş'in, "asıl Q7 bizde" tarzı açıklamalar yaptığı bir oyuncuyu bu kadar kolay bir şekilde kiralık vermesini anlayamamıştım açıkcası. Şimdi de Mehmet Çakır'ın, Murat Tosun'dan çok daha olağanüstü bir oyuncu olduğunu sanmıyorum. O yüzden Murat Tosun ta en başından kiralanmasaydı, belki şu anda Trabzonspor'da çok daha iyi bir durumda olurdu. Bildiğim kadarıyla kiralandığı Konyaspor'da da pek forma şansı bulamadı. Aynı durum sol açık olarak transfer edilen Piotr Brozek konusunda da geçerli. Sene başında orada oyanayan kendi oyuncumuzu, Gabriç'i, kiralık vermeseydik, bugün hem Gabriç daha iyi bir durumda olabilirdi, hem de bütün bir ilk yarı boyunca sol açık sıkıntısı çekmezdik. Tabii ki yeni transferlerin takıma katkılarının olmasını istiyorum, ama sonuçta planlama konularında bazı yanlışlıklar yapılmış gibi de görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor'un kalede ciddi bir sorun yaşayacağını sanmıyorum. Defansta Egemen'in sakatlığı moral bozucu olabilir, ama Glowacki'nin dönüşüyle defansta da herhangi bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. Üstelik Egemen oldukça güçlü bir oyuncu, dolayısıyla kısa zamanda takıma dönecektir. Trabzonspor'un bence transfer ihtiyacı duyduğu bir alan daha vardı, ki o da orta sahaydı. Fizik gücü yüksek, çok koşan, pres yapan, tabiri caizse Ernst gibi bir oyuncuya ihtiyacı var Trabzonspor'un. O yüzden Danimarka'lı Kahlenberg'in alınmasını ben isterdim. Aslında  Trabzonspor'un elinde Barış Ataş, Sezer Badur gibi oyuncular var, ama ilk yarı boyunca pek şans bulamadılar ve bu oyuncuları tam olarak tanıyamadık. Özellikle Selçuk ile Colman tarzında ve onların yaptıklarını yapabilecek bir oyuncu alınması iyi olurdu - yani oyunu iki yönlü olarak oynayabilen bir oyuncu. Evet, Barış, Sezer ve Ceyhun iyi oyuncular, ama göründüğü kadarıyla oyunu tek taraflı oynayabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleriye gelince ise, Trabzonspor'un santrafor olarak çok etkili oyuncusu bence yok. Umut'u zaten biliyoruz. Yukarıda da yazdığım gibi Pawel Brozek da Umut'a benzer bir oyuncu gibi. Belki Umut'tan yetenek anlamında daha iyi olabilir, o kadar. Mehmet Çakır ise benim için kapalı kutu. İkinci yarıda bence Mehmet Çakır'ın kenardan gelip yapacağı ekstra katkı Trabzonspor için çok önemli olacaktır. Sıkışan maçlarda kenardan gelip atacağı 3-4 golle Trabzonspor'un çok önemli puanlar almasını sağlayabilir Mehmet. Bakalım göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor'un santraforda çok etkili bir oyuncusu olmamasına rağmen, ikinci yarıda gol bölgelerinde çok büyük sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Bu da forvet oyuncularının başarılı olmalarından kaynaklanıyor. Burak kendi oyununu giderek daha da geliştiriyor. İlk yarının en fazla gol atan yerli oyuncusu. İkinci yarıda da benzer bir performans göstereceğini düşünüyorum. Jaja'nın ikinci yarıda daha iyi olacağını düşünüyorum. Engin ve Yattara'nın da bu oyuna katkılarını düşünecek olursak, Trabzonspor hücumda bence pek sıkıntı çekmez. Bir de şu sıralar genelde yedek oturan Alanzinho'yu da unutmamak lâzım tabii ki.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6439226570501827244?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6439226570501827244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6439226570501827244' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6439226570501827244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6439226570501827244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2011/01/ligde-ikinci-yar-baslarken-trabzonspor.html' title='Ligde İkinci Yarı Başlarken: Trabzonspor'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7666569266942654928</id><published>2010-09-30T22:02:00.003+03:00</published><updated>2010-09-30T22:08:00.925+03:00</updated><title type='text'>Maç Spikerleri Tarafsız Olmalı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ali Eyüboğlu'nun Mayıs ayında yazmış olduğu &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/mac-spikerleri-tarafsiz-olmali/ali-eyuboglu/magazin/yazardetay/22.05.2010/1241234/default.htm"&gt;bir yazı&lt;/a&gt; vardı. Yazıyı ilk okuduğumda beğenmiştim. Aradan geçen zamanın ardından yazı geçen gün bir kez daha karşıma çıktı. Bu sefer bu yazıyı buradan da paylaşmak istedim. Yazı, benim de rahatsızlık duyduğum konulardan birinden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Maç Spikerleri Tarafsız Olmalı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe ile Trabzonspor arasındaki son lig maçının son dakikaları ve  sonrasında birçok bomba olay olunca, iş kaynayıp gitti. Ancak bir  Trabzonspor taraftarı olarak Lig TV’den maçı anlatan spikerlerden  birinin canlı yayında sarf ettiği bir söz kanıma dokunduğu için bu  konuya dikkat çekmek istedim. Gerçi Lig TV’de maç anlatanlar sadece  Trabzonspor’a karşı yapmıyorlar bunu... Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’la Anadolu kulüplerinin maçı olduğu zaman bunu  anlatırken pozitif ayrımcılık yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsayalım  Fenerbahçe, Trabzonspor ya da Antalya ile oynuyor. Fenerbahçe gol attığı zaman,  “Goooolll... Alex attı... Alex attı” diye bas bas bağırıyorlar.  Fenerbahçe gol yediği zaman sadece “Gol oldu” demekle yetiniyorlar. Sanırsınız  Fenerbahçe, yabancı bir takımla oynuyor... Bu konuyu açmamın  sebebine gelince: Fenerbahçe  Trabzonspor karşılaşmasının son  dakikaları... FB yüklendikçe yükleniyor, ama bir türlü galibiyeti,  hatta şampiyonluğu getirecek golü bulamıyor.  Fenerbahçeli  futbolculardan biri Trabzonspor’un ceza sahasına bir orta yapıyor, ama  orada hiçbir Fenerli yok... Spiker bağırıyor, “Yok mu o topa vuracak biri?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana  ne? Fenerbahçe  Trabzonspor maçı 1-1 değil de, 2 -1 bitse ve Bursaspor değil de Fenerbahçe şampiyon olsa spor spikeri  olarak ne geçecek eline? Maç anlatanlar takım tutamaz mı? Tabii  ki tutar, ama bu taraftarlığını anlattıkları maça yansıtmaya hakları  yok. Anlattığın maçın takımlarından biri Türk, öteki “gavur takımı”  değil ki! O takımda ter dökenler de bu ülkenin çocukları... Hatırlarsanız Türkiye bir dönem, amigo gibi maç anlatan spikerleri de  gördü. O zamanki yayıncı kuruluş, baktı ki spikerler amigoları da  geçti, bu uygulamaya son verdi. “Gizli fanatiklik” yapacağına,  ekrandan sözlü ve yazılı olarak maçını anlattığın takımlardan hangisini  tuttuğunu açıkla, biz de bilelim ve ona göre izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7666569266942654928?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7666569266942654928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7666569266942654928' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7666569266942654928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7666569266942654928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/09/mac-spikerleri-tarafsz-olmal.html' title='Maç Spikerleri Tarafsız Olmalı'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-1358977933223266326</id><published>2010-09-29T10:09:00.004+03:00</published><updated>2010-10-22T17:25:21.340+03:00</updated><title type='text'>Trabzonspor Analizi 3 - Oyun Stili Meselesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzonspor'un genel sorunlarından birisi de sezon başında daha yoğun ve ciddi olarak oynadığı paslaşmalı, kısa paslı oyun anlayışını geride bıraktığımız haftalarda pek oynamaması ya da oynayamaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerideki bir-iki haftaya baktığımız zaman Trabzonspor'un aceleci bir oyun anlayışı içerisinde olduğunu görüyoruz. Sezon başındaki o ayağa top yapan, sakin, sürekli top çeviren, kısa paslarla rakibi geçmeye çalışan ve karşı kaleye yavaş ama emin adımlarla giden Trabzonspor gitti ve yerini karşı kaleye gitmek için bir an önce birşeyler yapmaya çalışan aceleci ve sabırsız bir takım aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa paslı oyun anlayışının başarılı olabilmesi birçok faktöre bağlı olabilir, ama bence en önemli faktörlerden birisi, bu oyunun sabırlı bir şekilde ve bir devamlılık içerisinde oynanmasıdır. Bu oyunun meyvesi, bence, ancak uzun vadeli, sabırlı ve devamlı bir şekilde oynandığı zaman alınabilir. Bu oyun tarzını dünyada en iyi oynayan İspanya milli takımına baktığımız zaman bu durumu görebiliyoruz. Dünya kupasında İspanya gollerinin çoğunu maçların 70. dakikasından sonra buldu. Bu şunu gösteriyor: Bu oyun tarzıyla oynadığınız takdirde acele etmeyeceksiniz, topu dolaştırmaya, kısa paslarla pozisyonları geliştirmeye çalışacaksınız. Topu dolaştırmakla kastettiğim tabii ki topu sürekli kendi yarı alanında dolaştırmak değil, topu rakip kaleye doğru dolaştırmak. Burada rakip kaleye sürekli hücum etmek anlayışıyla da dolaştırılmayabilir top, ama bu top dolaştırmanın en önemli sonucu şu oluyor: Rakip takım sürekli tehditkar bir oyunun altında ezilmeye başlıyor, topu kontrolüne alamıyor, siz istediğiniz zaman kendi yarı alanınızda, istediğiniz zaman da rakip kaleye doğru topu dolaştırıyorsunuz. Rakip, sürekli bir tedirginlik ve dikkat halinde oynadığı ve sürekli topu takip etmeye çalışıp, topun peşinden koştuğu için maçın ilerleyen vakitlerinde artık giderek oyundan düşmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Dünya Kupası elemelerinde İspanya ile oynadığımız maçları hatırlayın. Bizi topun peşinden nasıl da koşturup, maçı 1-0 kazanmışlardı. Aslında o maçta İspanya 1-0'dan sonra bize gol atmayı pek düşünmüyordu. Ama ne yaptılar? Topu sürekli kendi ayaklarında tuttular, topu çevirdiler; ama sürekli gereksiz yere çevirmediler. Bazen kalemize doğru da yönelerek bizi tedirgin etmeye devam ettiler. Takımımız da bu hal içerisinde kendi yarı alanından çıkamadı ve orada mücadele etmeye ve topun peşinden koşmaya devam etti. Bunun neticesi olarak da maçın 70. dakikasından itibaren oyundan düşmeye başladı. Aynı durum Dünya Kupasında İspanya'nın rakipleri olan takımların başına da geldi. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, İspanya kupadaki gollerinin çoğunu rakibini yorduktan sonra, yani 70. dakikadan sonra attı. Burada rakip sadece fiziksel olarak da yorulmuyor. Rakip konsantrasyon açısından da yoruluyor ve oyundan düşmeye başlıyor. Bunu takiben de artık savunmada hatalar yapılmaya başlanıyor. Diğer taraftan pas yapan takım ise fiziksel olarak aslında o kadar yorulmuyor ve konsantrasyonunu üst düzeyde tutuyor. Rakip hata yapmaya başlayınca da bunu affetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Trabzonspor bu oyunu sezon başında oynayabiliyorken, şimdi ne oldu da oynayamıyor? Bunun çeşitli nedenleri olabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Alınan kötü sonuçlar takımda stres oluşturmuş olabilir ve buna bağlı olarak takım bir an önce skor avantajını yakalayabilmek için aceleci oynamaya başlamış olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Kadro kurgusunun değişmesinin de bunda bir etkisi var bence. Şöyle ki, Trabzonspor sezona başladığı zaman üçlü bir orta saha anlayışı ile oynuyordu. Yani ortada Selçuk, Colman ve Ceyhun oynuyordu. Bu üçlü oynadığı zaman orta saha kontrolü daha çok Trabzonspor'un elinde olabiliyordu ve ayrıca takımın paslı oynayabilme kapasitesi de artıyordu. Bence Trabzonspor'un Beşiktaş maçıyla birlikte bu üçlü orta saha anlayışına geri dönmesi gerekiyor. Buna ilâveten iki kanat oyuncusunu da oynatması gerekiyor. Yani bu şekilde takım sahaya 4-5-1 formatında çıkıyormuş gibi oluyor. Ben olsam kadroyu şöyle kurardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Onur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan - Glowacki - Egemen - Cale&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yattara - Selçuk - Colman - Ceyhun - Engin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teofilo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oyunun gidişatına göre oyuna Alanzinho, Jaja veya Umut alınabilir.  Gerekirse 4-4-2'ye dönülebilir. Orta sahada Selçuk, Ceyhun ve Colman  üçlüsü de oyunun durumuna göre değiştirilebilir ve yerlerine Barış Ataş  veya Sezer Badur alınabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-1358977933223266326?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/1358977933223266326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=1358977933223266326' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1358977933223266326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1358977933223266326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/09/trabzonspor-analizi-3-oyun-stili.html' title='Trabzonspor Analizi 3 - Oyun Stili Meselesi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2451402233521661373</id><published>2010-09-28T22:08:00.004+03:00</published><updated>2010-09-28T22:31:01.019+03:00</updated><title type='text'>Trabzonspor Analizi 2 - Kanatları Kullanmamak Meselesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçtiğimiz yazıda, Trabzonspor'un mevcut oyun anlayışında kanatların pek sağlıklı bir şekilde kullanılmadığını ifade ettik ve kanatların ne tür taktiklerle daha aktif ve verimli hale getirilebileceğinden bahsettik. Şimdi bu yazıda, kanatları aktif ve verimli bir şekilde kullanamamanın Trabzonspor'un oyununu genel olarak nasıl olumsuz etkilediği konusundaki düşüncelerimi açıklamaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Top kanatlara açılmayınca, oyun sahanın ortasına sıkışmaya başlıyor. Özellikle kapalı oynayan ve defans yapan rakiplerle oynandığı zaman bu sorun daha ciddi bir hal alıyor. Trabzonspor'un oyunu kanatlara açmayan taktik anlayışı kapalı oynayan rakiplerin bir nevi ekmeğine yağ sürüyor. Bu nasıl oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Top kanatlara açılmadığı için, oyunun oynandığı alan da genişlemiyor ve böylece rakip takım daha dar bir alanda savunma yapabilir hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Yine top kanatlara açılmadığı için, rakip savunma oyuncuları kenarlara gitmek zorunda kalmıyorlar ve bu da rakip açısından, savunmanın düzeninin sağlam bir şekilde devam ettirilebilmesini sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Bu anlayışın Trabzonspor'un oyununa yaptığı ikinci olumsuz etki  şöyle: Oyun dar bir alanda oynanınca Alanzinho gibi oyuncular oynayacak alan bulmakta zorlanmaya başlıyorlar. Her ne kadar Alanzinho'nun adam geçebilme ve çabukluk gibi özellikleri olsa da, oyun dar alanda çok sıkışmaya başlayınca ve geçilmesi gereken rakip sayısı artınca, Alanzinho'nun yetenekleri de kullanılamaz hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Bu anlayışın Trabzonspor'un oyununa yaptığı üçüncü olumsuz etki ise şöyle: Aslında kanatlardan oynamak Teofilo'ya da yardımcı olabilir, zira Teofilo hava hakimiyeti olan ve kafayla da gol atabilen bir oyuncu. Şu andaki oyunuyla Trabzon'da Teofilo'nun pek kenar ortası aldığını söyleyemeyiz. Kenarlardan oynandığı taktirde, cezasahasına daha fazla orta gelecektir ve Teofilo'nun da bunları gole çevirebilme ihtimali artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2451402233521661373?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2451402233521661373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2451402233521661373' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2451402233521661373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2451402233521661373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/09/trabzonspor-analizi-2-kanatlar.html' title='Trabzonspor Analizi 2 - Kanatları Kullanmamak Meselesi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7960173613455433328</id><published>2010-09-28T21:39:00.006+03:00</published><updated>2010-09-28T22:28:06.561+03:00</updated><title type='text'>Trabzonspor Analizi 1 - Kanatları Kullanmamak Meselesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Trabzonspor'un son haftalardaki oyununda çeşitli sorunlar var. Bu hafta yazacağım birkaç yazıda, görebildiğim kadarıyla, bu sorunlardan bahsedeceğim. Bu yazım çerçevesinde  ise özel olarak Kayserispor maçına ve Trabzonspor'un kanat oyunu sorununa yoğunlaşacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Trabzonspor'un sorunlarından bir tanesi kanat organizasyonlarının çok zayıf olması olarak ifade edilebilir. Peki, bu ne demek? Bunun ne demek olduğunu anlayabilmek için Trabzonspor'un mevcut oyun sisteminde kanatların nasıl işlediğine bir bakmamız gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, sezon başından bu yana Trabzonspor'da genel olarak kanatlar, özelde de sol kanat pek işlemiyordu. Sol kanadın neden işlemediğine dair ayrıntılı bir analizi geçtiğimiz haftalarda yapmıştık. Kısaca tekrarlamak gerekirse şunları söyleyebiliriz. Birincisi sol bek Cale ileriye çok az çıkıyor. İkincisi ise sezon başından bu yana bazı maçlarda sol kanatta oynayan Colman bir kanat oyuncusu değil. Daha ayrıntılı bir analiz için önceki yazımıza bakabilirsiniz. (Bkz.: &lt;a href="http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/trabzonspor-fenerbahce.html"&gt;Trabzonspor  - Fenerbahçe Maçı&lt;/a&gt; analizi, 7. madde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Kayserispor maçında ise sol kanata Engin geldi, ama o da bu maçın sadece başında kısa bir süre bu bölgede görev yaptı. Daha sonra taktik icabı olsa gerek, Şenol Güneş Engin'i orta alana çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Peki, sağ kanatta durum nasıl işliyor? Sağ kanatta Burak oynadığı zaman, Colman'ın sol kanatta oynadığı zaman görülen sorunlu duruma benzer bir durum ortaya çıkıyor. Burak sürekli içeriye giriyor; bir kanat oyuncusu gibi, yani taç çizgisine yakın oynamıyor ve daha da önemlisi çizgiye inip orta yapmayı pek düşünmüyor. Ama yine de Colman'la karşılaştırıldığında, Burak'ın görev bölgesine daha sadık bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Sağ kanatta Yattara oynadığı zaman ise oyun şöyle gelişiyor: Orta alanda bir oyuncu sağ kanattaki Yattara'ya topu aktarıyor. Bundan sonra bütün takım, adeta tribündeki seyirciler gibi Yattara'yı izlemeye başlıyor. Beklenen şu ki, Yattara kanatta topu alacak, rakiplerini tek tek geçecek (ki genelde karşısında rakip takımdan iki oyuncu bulunuyor) ve daha sonra sağdan çizgiye inip orta yapacak. Böyle bir kanat oyunu anlayışı olamaz tabii ki ve sonuçta da denendiği zaman pek verim vermediğini şu ana kadar oynanan maçlarda gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Peki, kanat organizasyonlarında neler yapılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Bunun için tabii ki öncelikle takıma antrenmanlarda kanat organizasyonları çalışmaları yaptırılmalı. Peki, neler yapılabilir? İlk olarak, kanatlarda üçgenler oluşturularak organizasyonlar yapılabilir. Küçük ve büyük üçgenler oluşturularak kanatta topu alan oyuncunun rakibin arkasına sarkabilmesine, adam geçebilmesine ve kanatta açık alan bulup, çizgiye inebilmesine imkân sağlanabilir. Bu hafta Kasımpaşa - Fenerbahçe maçında Kasımpaşa'nın kanatları üçgenler oluşturarak nasıl etkili ve verimli bir şekilde kullandığını maçı izleyenler görmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Orta alanda kanat bölgesine pas yaparken, defansın arkasına uzun, aşırtma pas atılabilir ve arkaya kanat oyuncusunun kaçması sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Beklerin bindirmeleriyle birlikte pozisyon bulmaya çalışılabilir. Bu noktada Serkan bazen etkili olsa da, bence yeterli değil. Cale ise neredeyse hiç çıkmıyor. Beklerin çıkması rakip sahada sayıca üstünlüğü elinize geçirmenize yardımcı olabildiği gibi, kanatlarda değişik taktiksel oyunlar yapabilmenize de yardımcı oluyor. Bu konuda Türkiye Liginden Gökhan Gönül örneğini herkes biliyordur sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Bunların dışında da kanattan atak yapabilmenin değişik teknikleri aranabilir; ama bunları akımın teknik direktörü olarak Şenol Güneş'in bilmesi, bulması gerekir. Eğer bilmiyorsa, bunları araştırıp, inceleyip, öğrenmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden yazmıştım, ama son olarak bunu tekrar ifade etmeden edemeyeceğim. Kaliteli bir kanat oyuncusu olarak Gabriç'in bu sene kiralanması bence büyük bir hataydı. Gabriç gerek sol kanatta, gerekse sağ kanatta oynadığı maçlarda gayet başarılı bir performans gösteriyordu. Özellikle sol kanatta Cale ile birlikte daha iyi anlaşabildiğini düşünüyordum ben. Golcülük özelliği, uzaktan şut atabilme yetenekleri de olan böyle bir kanat oyuncusunu kiralık verdiği için Trabzonspor'un bu sene çok pişman olacağını düşünüyorum. Ben olsam, eğer imkân varsa tabii, devre arasında Gabriç'i geri alırdım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7960173613455433328?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7960173613455433328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7960173613455433328' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7960173613455433328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7960173613455433328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/09/trabzonspor-analizi-1-kanatlar.html' title='Trabzonspor Analizi 1 - Kanatları Kullanmamak Meselesi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-787439723506594081</id><published>2010-09-22T18:07:00.002+03:00</published><updated>2010-09-22T18:19:36.893+03:00</updated><title type='text'>Kazanan Takımı Bozmamak Meselesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kazanan takımı bozmamak, ya da ideal kadro meselesiyle ilgili olarak daha önceden &lt;a href="http://farklipencere.blogspot.com/2010/02/trabzonspor-ibb-ideal-kadro-meselesi.html"&gt;bir yazı&lt;/a&gt; yazmıştım. O yazı da Trabzonspor hakkındaydı ve bu ideal kadro meselesini eleştirmiştim. O yazıda öne sürdüğüm eleştirileri ve fikirleri burada şimdi tekrarlamayacağım. Sadece şunu söyleyeceğim ki, sonunda Şenol Güneş de yaptığı hatanın farkına vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fanatik'te yayınlanan habere göre Şenol Güneş Manisaspor karşılaşmasında alınan 3-1'lik yenilgilden sonra şunları söylemiş: "Demek ki kazanan takımı bazen değiştirmek gerekebiliyor." "Sahada birçok hata yaptık. Kazanan takım bozulmaz mantığı ile hareket  ettim. Ama 5-6 oyuncu değişseydik skor böyle  olmayabilirdi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sayın Güneş, hatalardan ders çıkarmak önemlidir. Hatanın neresinden dönülürse kârdır. Takım kurmak işi çok değişkenli bir denklem gibidir. Bir hafta sonrasının takımını kurarken, sadece geçen hafta kazanmış olmasına bakılamaz. Konuyla ilgili olarak daha detaylı analizi isteyenler daha önce yazdığım yazıda bulabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://farklipencere.blogspot.com/2010/02/trabzonspor-ibb-ideal-kadro-meselesi.html"&gt;Yazı için buraya tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-787439723506594081?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/787439723506594081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=787439723506594081' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/787439723506594081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/787439723506594081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/09/kazanan-takm-bozmamak-meselesi.html' title='Kazanan Takımı Bozmamak Meselesi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6003793055287331574</id><published>2010-09-14T20:12:00.002+03:00</published><updated>2010-09-14T20:26:01.130+03:00</updated><title type='text'>Gaziantepspor Neden Yenildi?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok iyi oynadığı maçta Gaziantepspor, Galatasaray'a neden yenildi? Anormal olan budur... Normal olan Galatasaray'ın kazanması değildi çünkü... O zaman biraz daha yakından bakalım ve sesli olarak düşünelim... Gaziantep neden yenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Gaziantep takım oyununu iyi oynadı, ayağa paslarla iyi organize oldu, iyi mücadele etti, ama hücum organizasyonlarında ve özellikle son vuruşlarda başarılı olamadı. Bu durumda sorun iki yerde aranabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Hücum oyuncularının son vuruş eksikliğinde. Bu maçta hücum oyuncusu olarak Beto görev aldı. Beto aslında gayet kaliteli bir oyuncudur; ama nedense bu maçta yakaladığı bir-iki pozisyonda başarısız vuruşlar yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Hücum organizasyonlarının kalitesizliğinde. Tolunay Kafkas için genel olarak yapılan bir yorum var. Tolunay'ın takımları hücum olarak genelde etkisizdirler derler. Kayserispor'dayken de durum böyleydi ve şimdi sezonun ilk maçının ardından baktığımızda Gaziantepsor'da da durum böyle. Gaziantep gol atamıyor. Bu da bence hücum organizasyonlarının etkisizliğinden kaynaklanıyor. Yani takım hücuma kalktığında kafasında bir organizasyon, bir taktik yok. Tamam, oyuncular kaliteli, mücadele üst düzeyde, ama hücumda topu son noktaya getirecek ve orada son vuruş yapacak organizasyonu takım pek çalışmıyor sanırım. Tolunay'ın bu hücum meselesine daha yakından değinmesi lâzım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) İkinci olarak Gaziantep'te orta sahada iyi bir organizatör eksikliği hissediliyor gibi. Yani takım atağa kalkarken vereceği paslarla oyunun yönünü şekillendirecek, belirleyecek bir oyuncu yok gibi. Bu pozisyonda Julio Cesar oynuyor gibi görünüyor, ama bence Julio Cesar oyun kurucudan ziyade forvet arkası oynayabilen bir oyuncu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim söyleyebileceğim nedenler bunlar. Fakat bunların dışında yeni transferlerden İsmael Sosa hakkında da bir-iki şey söylemek istiyorum. Ben Gaziantep'in bu sene bir maçını daha seyretmiştim. Özel olarak Sosa'ya dikkat ettim. Bende bazı soru işaretleri oluştu; bunları sizlerle de paylaşayım. İlk olarak Sosa topu genelde orta sahaya yakın alıyor. Bu Tolunay'ın oyun anlayışından kaynaklanıyor olabilir, o zaman ona birşey diyemem; ama eğer Sosa kendi oyun stili nedeniyle böyle davranıyorsa, o zaman Sosa'dan bu sene çok gol gelmeyebilir. Sosa topu çok gerilere gelip aldığı için, gol bölgesine pek yakın oynamıyor. İkincisi, Sosa daha ziyade yüzü kaleye dönük oynayan bir oyuncu görünümünde. Yani orta sahaya yakın bir yerde topu alıp, rakibin üzerine doğru, kaleye dikine gitmeyi seven bir oyuncu gibi. Bu açıdan iyi, ama eğer oyun stili buysa, o zaman Gaziantep Sosa'yı tek forvet olarak oynatamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolunay Hoca, Gaziantep'in ligin ilerleyen haftalarında ligi forse eden bir takım haline geleceğini; bunun için ümitvar olduğunu söyledi. Gaziantep'in oynadığı oyuna baktığımızda ben de gelecek için ümitvarım. Bence Gaziantep gol sorununu çözmeye başladığı takdirde Tolunay hocanın dediği gibi bir takım haline gelebilecektir. Bu da ligimize yeni bir renk daha katılacak demektir. Ben bu Gaziantep'i sabırsızlıkla bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6003793055287331574?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6003793055287331574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6003793055287331574' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6003793055287331574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6003793055287331574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/09/gaziantepspor-neden-yenildi.html' title='Gaziantepspor Neden Yenildi?'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-232077111512637229</id><published>2010-08-27T05:57:00.003+03:00</published><updated>2010-08-27T06:24:52.094+03:00</updated><title type='text'>Daha Dün Annemizin Liginde Oynarken...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, Beşiktaş hariç döndük annemizin ligine. Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor rakiplerine yenilerek kupaya veda etti. Fenerbahçe'nin bu sene Avrupa'ya bu ikinci vedası, onu da hatırlamak lâzım. İçlerinden anlaşılabilir, kabul edilebilir olanı sadece Trabzonspor'un durumu. Sonuçta eksik takımla da gelse rakip Liverpool'du. Trabzonspor yense büyük sürpriz olacaktı; olmadı. Peki ya Galatasaray ve Fenerbahçe? Onlara da ne diyelim; artık boylarının ölçüsünü almışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray, 10 senedir UEFA şampiyonluğunun kaymağını yemeye devam ediyordu; artık yenile yenile kaymak falan kalmadı; hepsi bitti. Artık ismin büyüklüğü vs. beş para etmiyor; bunu elin oğlu acıtarak öğretiyor. Ya Fenerbahçe? Bakın Young Boys, Karpaty veya PAOK... Hepsi bizimkilerden maddi olarak ve kağıt üzerinde de futbolcu kalitesi bakımından zayıf takımlar; ama oyuna bakın, hiç de öyle zayıf olmadıklarını göreceksiniz. Young Boys bizim ligde oynasın, bence şampiyonluğun en büyük adayı olur. İşte artık para, isim, şan, şöhret, falan filan işe yaramıyor; disiplin, ciddiyet, organizasyon, oyun anlayışı, vs. lâzım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi döndük annemizin ligine... Burada kendimiz oynayıp, kendimiz seviniriz... Şurası gerçek ki, Türkiye liginin futbol kalitesi yükselmedikçe, ne Türk takımları Avrupa'da başarılı olabilir, ne de Türkiye milli takımı başarılı olabilir. Peki, Türkiye ligi ne durumda? Bence geçtiğimiz senelere nazaran bu sene biraz daha kaliteli olacak gibi görünüyor. Özellikle Anadolu takımları yaptıkları kaliteli transferlerle bu sene ligi daha zorlu bir maratona dönüştürecekler diye düşünüyorum. Artık sözüm ona üç büyüklerin arasında geçen bir şampiyonluk mücadelesinin peşinden koşan bir ligi, güya güzel lig, zevkli lig, süper lig (adı süper sadece), kaliteli lig diye izlemeyeceğiz. Acı da olsa üç büyükler, ya da bir arkadaşın yorumunda çok güzel ifade ettiği gibi üç büyütülmüşler, artık öyle ellerini kollarını sallayarak Türkiye liginde de başarılı olamayacaklarını anlayacaklar; anlamaya da başladılar zaten. Galatasaray ikide sıfırla başladı lige; bu dörtte sıfıra kadar da gidebilir. Önlerinde Eskişehir ve Gaziantep maçları var. Bu maçları merakla bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçtan sonra Yunanlı bir gazetecinin sorusuna cevaben "&lt;a href="http://ntvspor.net/haber/futbol/22195/para-basariyi-getirmiyor"&gt;Para her zaman başarıyı getirmiyor&lt;/a&gt;" demiş Aykut Kocaman. Biz biliyoruz onu; bu yeni birşey değil, ama Aykut'un başka bir yorumu olayın vehametini ortaya koyuyor. Diyor ki: "Şimdi lig büyük bir önem kazandı. Özellikle ve özellikle Şampiyonlar  Ligi bu anlamda çok büyük önem arzu ediyor. Şampiyon olarak Şampiyonlar  Ligine gitmek en büyük hedef. Bu anlamda da transferi  gerçekleştirmeliyiz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Türk takımları Avrupa'da aldıkları bu kötü sonuçlarla önümüzdeki senelerde seribaşı olabilme, eleme turlarında görece daha az güçlü olan - en azından kağıt üzerinde - rakiplerle karşılaşma şanslarını giderek kaybediyorlar. Aykut da bunu gördüğü için şampiyonluğun önemini biliyor çünkü sadece ligi şampiyon olarak bitiren takımın Avrupa'da yeri garanti. Diğerlerinin Avrupa'da gruplara kalabilmesi için zorlu süreçlerden geçmeleri, zorlu rakipleri yenmeleri gerekiyor; gerekecek. İşte bu sene Trabzonspor'un başına gelen de benzer bir durum. Trabzonspor uzun senelerdir Avrupa'da başarılı sonuçlar alamadığı için puanı giderek düştü ve artık Avrupa'da seribaşı olamıyor. Seribaşı olamayınca da işte böyle Liverpool gibi takımlar çıkıyor. Başarılı olamayınca puanınızı yükseltemiyorsunuz. Sonuçta Trabzonspor seneye de UEFA'ya katılsa, büyük ihtimalle yine başarılı olamayacak, çünkü yine seribaşı olamayacak ve güçlü rakiplerle karşılaşacak. Aynı şey diğer takımlarımız için de geçerli tabii. Sonuçta geriye en garanti yol olan şampiyonluk kalıyor. Ama o da sadece bir takımın olacak. İşte o yüzden bu sene Türkiye liginde mücadele çok çetin olacak. Bakalım göreceğiz neler olacak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-232077111512637229?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/232077111512637229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=232077111512637229' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/232077111512637229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/232077111512637229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/daha-dun-annemizin-liginde-oynarken.html' title='Daha Dün Annemizin Liginde Oynarken...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6685892214571486985</id><published>2010-08-24T13:05:00.002+03:00</published><updated>2010-08-24T13:44:07.620+03:00</updated><title type='text'>Trabzonspor - Fenerbahçe</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, bir derbi geride kaldı. Fenerbahçe'nin ilk 11'i epey tartışıldı, bol pozisyonlu, bol gollü bir maç oldu ve maç Trabzonspor'un galibiyetiyle sonuçlandı. Maç hakkında birçok yorum yapıldı, fakat ben de birkaç şey söylemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Fenerbahçe aslında maça Aykut'un düşüncesini iyi uygulayarak başladı denebilir. Yani, hatırlarsınız, Aykut, Trabzonspor'un ayağa pas yapan orta sahasını bozmak için uğraşacaklarını söylemişti. Fenerbahçe ilk 10 dakikada bunu başarıyla yaptı denebilir. Aykut'un "sürpriz" ilk 11'ini de bu yönde değerlendirmek gerekir. Yani orta sahayı görece daha mücadeleci oyunculardan kurmaya çalıştı. Bu açıdan Alex'i yedek bırakması anlaşılabilir. Tek eksik nokta Stoch'un oyuna 11'de başlamamasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Trabzonspor, Fener'in bu bozucu oyununu 10. dakikadan sonra aşmaya başladı ve oyunda az da olsa üstünlük kurmaya başladı. Zaten o sırada ilk gol geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada iki teknik direktörün anlayışının mücadele ettiğini görebiliyoruz, yani Şenol Güneş ayağa kısa paslarla oynamayı düşünüyor, Aykut ise bunu bozmak istiyor. Fakat maçı izleyenler biliyorlar ki, oyunun tamamı bu şekilde gitmedi. Kısa bazı bölümlerde iki taraf da bu şablonu takip etti. Fakat eğer oyun kurgusu değişmeseydi ve oyunun tamamında bu taktik üzerinden takımlar mücadele etmeye devam etseydi, bence uzun vadede rakibine üstünlük kurabilen takım Trabzonspor olurdu. Çünkü 10 dakikadan sonra Fenerbahçe'nin rakibi bozabilme kabiliyeti bozulmaya başlamıştı. Aynı şekilde Trabzonspor'un da rakibin bozma çabalarına karşı cevap verme başarıları 10. dakikadan sonra artmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Yattara, çok iyi oynamadı, sadece biraz iyi oynadı. Kondisyon olarak güçsüz. Öyle sadece topla birkaç güzel hareket yapmak, bir gol atmak, ama arkaya hiç yardım etmemek, az koşmak günümüz futbolunda yeterli değil. Özellikle Trabzon'un oynamaya çalıştığı oyun anlayışı açısından da Yattara'nın güçsüz versiyonu uygun değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Teofilo, kondisyon olarak iyi; yani 90 dakika boyunca oyundan düşmüyor, koşuyor ve topun gittiği her yere gitmeye çalışıyor. Zaten maçtan sonra istatistiklere baktığımızda Trabzonspor adına maçın en çok koşan adamının Teofilo olduğunu görüyoruz. (10km civarında koşmuş). Bu açıdan çok büyük sorunu yok bence. Teofilo'nun sorunu fizik olarak güçsüz olması. Bu ne demek? Meselâ ikili mücadelelerde yetersiz; meselâ topla dripling yapıp ilerledikten sonra topa vurmak durumunda kalırsa bu vuruşu cılız oluyor, çünkü topla koştuğu zaman önemli bir enerji harcıyor; sonrasında da topa vuracak gücü kalmıyor. Bir de Teofilo'nun sol ayağı, sağ ayağına nazaran güçsüz; dünkü maçta sol ayakla vuruşları etkisiz kaldı. Bütün bunlara rağmen Teofilo o bildiğimiz fırsatçılığıyla, topu ve pozisyonu iyi takip edişiyle, gol noktasında iyi yer tutmasıyla dün yine de gol atabilirdi, ama olmadı. Yattara'nın pasına kendinden beklenmeyecek şekilde kötü bir vuruş yaptı ve yüzde yüz golü kaçırdı. O golü atmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Benim en çok üzüldüğüm olay ise Glowacki'nin sakatlanması oldu. Glowacki gerçekten bence süper bir transfer. Biraz ağır, tamam, ama onun dışında takım savunmasına katkısı, savunmayı organize etmesi, yer tutması, pozisyon takibi, vs. bence dört dörtlük. O defanstayken gerçekten takım çok büyük güven veriyor. Sakatlandığı pozisyonda yüzündeki acıdan çok uzun bir süre sahalardan uzak kalacağı izlenimini aldım, ama Allah'tan 2-3 haftayla atlatılabilecek bir sakatlıkmış. Tamam 2-3 hafta da çok, ama ben o hareketten sonra eyvah dedim, gitti Glowacki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Şenol Güneş'in ikinci yarıdaki Umut değişikliği bence de yerindeydi. Şenol Güneş gerçekten oyuna stratejik müdahaleler anlamında kendisini çok geliştirmiş. Boş boş oyuncu değiştirmiyor. Bir değişiklik yaptığı zaman oyuna mutlaka bir müdahele gerçekleştirmiş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Colman iyi oynadı, ama şu penaltıları artık değiştirmesi lâzım. Ben Colman'ı bildim bileli penaltıyı hep o köşeye atar. Ya biraz da diğer köşeye at. Geçenlerde de bir maçta Colman yine o köşeye atıp, yine penaltıyı kaçırmıştı. Artık birinin Colman'ı uyarması lâzım. Rakip kaleciler de biliyor bunu artık ve o köşeye yatıyorlar. Bir de Alanzinho oynadığı zaman, Şenol Güneş Colman'ı sol kanat olarak oynatıyor. Bu olmuyor; işlemiyor. Colman sol kanatta olduğu zaman Trabzonspor'un sol kanadı işlemez hâle geliyor. Bir kere Colman kanattan ilerlemediği için ve Cale de ileriyle pek fazla çıkmadığı için, Trabzonspor sol kanattan hiç hücum yapamaz hâle geliyor. Bütün yük sağ kanadın üstüne ve ortaya biniyor. Colman'ın sol kanatta oynaması sadece hücumda değil, defansta da Trabzonspor'a sorun yaşatıyor. Colman kanat adamı olmadığı için ortaya geliyor ve sol kanat boş kalıyor. Bu durumda Cale sol tarafta tek başına kalıyor ve rakibi tek başına karşılamak zorunda kalıyor. Özellikle rakibin sağ kanadı iyiyse bu Trabzonspor'un sol kanat savunması açısından sorun oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Daha sonra belki tekrar yazarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6685892214571486985?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6685892214571486985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6685892214571486985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6685892214571486985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6685892214571486985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/trabzonspor-fenerbahce.html' title='Trabzonspor - Fenerbahçe'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-8575696550021247024</id><published>2010-08-18T11:10:00.003+03:00</published><updated>2010-08-18T11:18:20.535+03:00</updated><title type='text'>Young Boys Sürpriziymiş!!!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Milliyet'te bugün bir haber var; &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/sampiyonlar-ligi-nde-gecenin-sonuclari/spor/sondakika/18.08.2010/1277949/default.htm"&gt;Young Boys Sürprizi&lt;/a&gt; başlığıyla... Sözüm ona Young Boys ilk sürprizi Fenerbahçe'yi eleyerek yapmıştı. Hepimizin malumu... İkinci turda Young Boys bir sürpriz daha yapmış ve ikinci turun ilk maçında kendi sahasında İngilizlerin önemli takımlarından Tottenham Hotspur'u, 3-0 öne geçtiği maçta, daha sonra skoru koruyamayarak 3-2 yenmiş. 3-2 de olsa bu güzel bir skordur. Orası ayrı. Ama bunun sürprizliği meselesi şüpheli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe olayından sonra Young Boys hakkında çok yorum yapıldı ve yaşanan olaya herkes sürpriz dedi. Rıdvan da dahil. Bu olay sürpriz falan değildi. Young Boys'la oynana ilk maçı izleyen herkes, eğer baştan önyargılı değilse, adamların nasıl güzel futbol oynadıklarını, nasıl iyi futbolculara sahip olduklarını, nasıl kaliteli bir taktik anlayışına sahip olduklarını - bu taktiğin bazı eksiklikleri olsa da - rahatlıkla görecektir. Dolayısıyla Young Boys'un Fenerbahçe'yi elemesi kesinlikle sürpriz falan değildir. Young Boys, Fenerbahçe'yi hak ederek, süper oynarak, parçalayarak yendi. İlk maçı izleyen bir insan için olabilecek en doğal şey Young Boys'un turu geçmesiydi. Nitekim öyle de oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Young Boys sürpriz falan yapmıyor. Young Boys sadece kendinden bekleneni yapıyor. Tottenham'ı da eleyip Şampiyonlar Ligi'ne katılmaya hak kazanırlarsa yine kendilerinden bekleneni yapmış olacaklar. Bu kadar iyi bir takımın yeri doğal olarak Şampiyonlar Ligi'dir. Başarılar Young Boys.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-8575696550021247024?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/8575696550021247024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=8575696550021247024' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/8575696550021247024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/8575696550021247024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/young-boys-surpriziymis.html' title='Young Boys Sürpriziymiş!!!'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2067920307135038593</id><published>2010-08-17T12:40:00.004+03:00</published><updated>2010-08-17T13:07:09.537+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Teofilo'/><title type='text'>Teofilo'nun Golleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teofilo son iki maçta 5 gol attı. Herkes Teofilo'nun beklenen patlamayı yaptığını yazmaya başladı ve ortalık birden güllük gülistanlık havasına büründü. Ben Teofilo konusunda karamsar değilim, ama Trabzonspor'un gol sorununun artık çözüldüğüne dair bu kadar kesin, net açıklamaları yapmayı henüz uygun bulmuyorum. Gelin Teoflio'nun gollerini biraz analiz edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bursaspor Maçı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Birinci gol, bildiğiniz gibi, kaleciden dönen topun tamamlanması neticesinde oldu. Bu gol Teofilo'nun takipçiliğini ve fırsatçılığını gösteriyor. Topa vururken de, abanarak, rastgele vurmadı, gayet teknik bir şekilde, kalenin diğer köşesine göndermeye çalıştı. Bütün bunlar bence artı puanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) İkinci gol, Bursaspor defansının arasına kaçarak attığı gol. Bu pozisyonda ise, ara pasını alışı, dönüşü, kaleye yönelişi, topu sürüşü ve kaleciyle karşı karşıya kaldıktan sonra yine teknik ve nâzik bir şekilde topu kalecinin üzerinden aşırtarak golü yapışını gördük. Bence bu gol başından sonuna kadar kalite doluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Üçüncü gol, kornerde, Egemen'in kafa topuna ayak koymasıyla gerçekleşti. Bu da yine Teofilo'nun takipçiliğini, fırsatçılığını ve bir golcü olarak nerede duracağını bildiğini gösteriyor bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ankaragücü Maçı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Birinci gol, Umut'un pasında, boş kaleye kafa golüyle atıldı. Bu gol için fazla söyleyecek birşey yok bence. Yani boş kaleye atılan bir gol. Sadece gol noktasında oraya koşuşu hakkında olumlu birşey söylenebilir belki. Yani eğer Teofilo orada olmasaydı, o pozisyon golle sonuçlanmayabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) İkinci gol de yine kaleciden dönen topu takibi sayesinde oldu. Bu gol, Bursaspor maçındaki birinci gole benzer bir goldü. Benzer yorumlar bu gol için de yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi golleri tekrar gözümüzde canlandırdık ve yorumladık. Bence bu goller çerçevesinde Teofilo'ya olumsuz şeyler söylemek pek mümkün değil. Bu goller çerçevesinde gördüğümüz şunlar: 1) Teofilo'nun son vuruşları çok teknik ve kaliteli. 2) Bir golcü olarak duracağı yeri biliyor. 3) Bir golcü olarak, pozisyonları iyi takip ediyor ve golü bulabiliyor, yani takipçi ve fırsatçı. 4) Aralara iyi kaçabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara ilâve olarak görebildiğim kadarıyla Teofilo'nun olumlu özellikleri şunlar: Kaleye sırtı dönük olarak oynayabiliyor. Bu şekilde hücuma kalkan takım arkadaşlarına duvar vazifesi görüp, ver-kaç, duvar pası varyasyonlarını yaptırabiliyor. Sırtı dönük topu alıp, kanatlara doğru topu arkadaşlarına kazandırıp, oyunu açabiliyor, oyunun yönünü değiştirebiliyor, hücumu zenginleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Teofilo'nun bence hâlâ eksik olan yönleri neler? 1) Teofilo eskisine nazaran biraz daha güçlü, ama hâlâ yeterince kuvvetli değil. Çok hafif temaslarda dahi yere düşebiliyor. İkili mücadelelere girebilecek tarzda bir golcü görünümü vermiyor. 2) Çok güçlü olmadığı için topu alıp, uzun mesafe sürüp, gol yapabilecek tarzda bir golcü olduğu izlenimini de vermiyor. Bursaspor maçında attığı ikinci golde topu alıp, sürdü ve gol attı, tamam, ama oradaki mesafe çok kısaydı. 3) Güçlü olmadığı için topu kolay kaptırabiliyor; ileride topu ayağında tutan bir oyuncu değil gibi. 4) Eski takımında kafa ile çok gol atmış, ama şu ana kadar kafa vuruşları çok sert ve etkili değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, şimdilik söyleyebileceklerim bunlar. Yeni sezonda henüz iki maçta izleyebildik. Bütün hünerlerini henüz görmemiş olabiliriz. Zaman Teofilo'nun nasıl bir golcü olduğunu daha iyi gösterecek. Ben Teofilo'dan gerçekten çok ümitliyim. Kendisini fizik ve kondisyon olarak daha da güçlendirebilirse bence çok iyi olacaktır. Bekleyip, göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2067920307135038593?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2067920307135038593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2067920307135038593' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2067920307135038593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2067920307135038593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/teofilonun-golleri.html' title='Teofilo&apos;nun Golleri'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-1222186185677106760</id><published>2010-08-15T12:34:00.002+03:00</published><updated>2010-08-15T12:44:36.362+03:00</updated><title type='text'>Sivasspor - Galatasaray Hakkında</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünkü maçı izledim; iki takım için de nâçizâne bazı yorumlarım var; onları aktarayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Sivas, Rıdvan'ın da dediği gibi, sahaya beraberlik için çıkmamış. Tebrikler. Artık kafalardan biz küçük takımız, biz Anadolu takımıyız, bir savunma yapmalıyız, biz beraberliğe oynamalıyız fikirlerinin çıkarılması lâzım. Artık süper ligde her takım her takımı yenebilir. Tamam, parasal olarak kulüpler arasında hâlâ büyük farklılıklar var, ama futbol açısından artık o kadar fark yok. Yapılması gereken kafayı değiştirmek ve her maça çıkıp kazanmak için mücadele etmek. Dün Sivas bunu yaptı; iyi oynadı ve 3 puanı aldı. Umarım Sivas bundan sonra bütün maçlarını kazanmak için oynar. Ve umarım diğer bütün takımlar da bundan sonra maçlarına kazanmak için çıkarlar... Aman biz "büyük takımla" oynuyoruz, savunma yapalım, bir puanı koparalım anlayışından onlar da çıksınlar artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Sivas'ta benim gördüğüm eksiklik şuydu: Skoru 2-1'e getirdikten sonra Sivas geriye çok yaslandı ve kontraatak futbolu oynamaya çalıştı. Bu süreçte aslında topu daha fazla ayaklarında tutmaya çalışmalı; kontrolü ellerine alıp, oyunu yavaşlatmaya çalışmalılardı. Hee, taktik, teknik ve fiziksel olarak bunu yapmada yetersiz olabilirler; ama bence bunu yapmayı düşünmelilerdi. Böyle yapmayınca ne oldu? Top sürekli Galatasaray'da kaldı; onlar da, aslında hiç iyi oynamamalarına rağmen, topu sürekli rakip sahada tutabildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Sivas'ın oyuncu değişiklikleri de bence çok iyi değildi. Maçın 70'inci dakikalarında Ceyhun sekerek oynamaya başlamıştı. Tamam, iyi oyuncu, her an bir ara pası atıp birşeyler yapabilir, ama bence orta sahadaki direnci arttırmak adına, onun çıkması ve orta sahaya dirençli bir oyuncunun alınması gerekiyordu. Mehmet Yıldız'ın da erken çıkması yanlıştı bence. Çünkü o da ileride top tutabilen bir oyuncuydu. Rakip defansı da en fazla yoran adamdı. Onun takımda olması, Sivas defansına nefes aldırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Galatasaray için söyleyecek fazla şeyim yok aslında. Rıdvan'ın yorumlarına genel olarak katılıyorum. Bu takımdan Arda'yı, Kewel'ı çıkar, takım sıradan bir takıma döner. Bu kadroyla Galatasaray'ın işi zor. İsim olarak, parasal olarak sözde "büyük" olmak da artık maç kazandırmıyor. O yüzden pek umut yok yani... Bakalım, ilerleyen haftalarda göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-1222186185677106760?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/1222186185677106760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=1222186185677106760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1222186185677106760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1222186185677106760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/sivasspor-galatasaray-hakknda.html' title='Sivasspor - Galatasaray Hakkında'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-1387229822234555417</id><published>2010-08-15T12:18:00.004+03:00</published><updated>2010-08-17T13:07:31.962+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Lig'/><title type='text'>Yeni Lig, Eski Kafalar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yeni lig başladı; ama kafalar hâlâ eskide... Geçen sene süper lig, yapılan televizyon ihâlesi sonrasında çok yüksek bir meblağa ulaştı ve takımlara önemli paralar gitmeye başladı. Takımlar kendilerini geliştiriyor, değiştiriyor, ama medya, futbol hakkında yorum yapan kişiler hâlâ değişemedi. Kafaları hâlâ eskinin sistemiyle çalışıyor. Ne demek istiyorum? Dünkü maçlar üzerinden birkaç şey söyleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Artık yorumcular, 3 büyükler, 4 büyükler, 5 büyükler muhabbetini bırakmalı. Süper ligde her takım bir takımdır; bunları baştan kategorilere ayırmak haksızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Artık yorumcular, Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe maçlarından sonra analizlerini yaparken, "Fenerbahçe neden yenildi?", "Galatasaray neden kaybetti?" gibi sorunlar üzerinden gitmemeliler. Ne yani, Fenerbahçe'nin yenilmesinde bir anormallik mi var? "Sivasspor neden kazandı?" diye bir soru neden sorulmuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Maçı anlatan kişiler bambaşka bir âlem zaten... Maç boyunca sözde "büyük takımın" yorumcusu gibi konuşmaktan başka birşey yapmıyorlar. Yok, işte kazanmak için Galatasaray'ın şunu yapması lâzım, Galatasaray neden gol yedi, falan filan... Kardeşim, sizde nasıl bir kafa var ya? Oyunu oynayan Sivasspor, sahada gezinen Galatasaray; Sivasspor'un o maçı kazanmasından daha doğal bir şey olabilir mi? Ee Sivasspor'u konuşmak varken, kalkmış ne Galatasaray'ın neden kaybettiğini konuşuyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) "Sivasspor haklı bir galibiyet aldı" muhabbeti... Bu da şey demek gibi... Aslında Sivasspor'un kazanmaması gerekiyordu; eh işte, garipler oynadılar, iyi de mücadele ettiler; hadi kazansınlar bari...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Futbolcuların da kafalarının değişmesi lâzım... Hâlâ hâkeme itiraz, itiraz, itiraz... Bir de herkes kendisini hâkemlerin yanında Allah falan zannediyor. Yani o kadar. Hâkem faul veriyor; Arda bütün sinirleri gerilmiş suratıyla hâkemin yanına kadar can hıraş koşuyor ve bağırmaya başlıyor... "Ulaaannn bu faaauulll deeğğiilll!!!!!" Elinde olsa, çekip vuracak adamı yani... Rijkard taa kulübeden kalkıp geliyor; beraberinde yedeklerle birlikte. Ulan Gökhan Zan sana ne oluyor? Sen adam olsan, adam gibi kendine bakarsın, takımda oynarsın. He, hem kendine bakma, sürekli sakatlan, hem de taraftara oyna; işte bakın ben takım için nasıl savaşıyorum; yedek kulübesinde otursam da nasıl takım için çırpınıyorum falan havaları vermeye çalış. Ben olsam o hâkemin yerinde Galatasaray'dan birkaç kişiye kırmızı kartları çakardım. Artık bu sözde "büyük" takımların oyuncularının, yöneticilerinin, teknik adamlarının AKILLANMASI gerek. Bunların hepsinin ADAM EDİLMESİ gerek. Yok öyle mahalle kabadayılığı artık. Kafalarınızı değiştirin. Bakalım, bekleyip göreceğiz, bu Rijkard'a, yedek oyunculara vs. bir ceza gelecek mi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-1387229822234555417?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/1387229822234555417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=1387229822234555417' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1387229822234555417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1387229822234555417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/08/yeni-lig-eski-kafalar.html' title='Yeni Lig, Eski Kafalar'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6628247131421276885</id><published>2010-02-21T14:12:00.002+02:00</published><updated>2010-02-21T14:22:26.876+02:00</updated><title type='text'>Trabzonspor Analiz: Kısım II</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, değerlendirmemize devam edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Önceki kısımda da belirttiğimiz gibi ideal kadro diye tutturmak yanlıştı. Bu maça birazcık farklı bir kadro ile çıkmak gerekirdi. Bence ilk onbirde Engin'in yerine sol kanatta Gabriç ile başlanmalıydı. Umut tek forvet olarak oynamamalıydı; Teofilo maça ilk 11'de başlamalıydı. Ben bu durumda ilk onbirden Alanzinho'yu çıkartırdım; onu yedekte tutardım. Maçın gidişatına göre oyuna sokulup, oyunu değiştirebilecek bir oyuncu Alanzinho, ama çift forvetle başlanan bir maçta, orta sahaya biraz daha defansif gücü yüksek oyuncular koymak daha yerinde olur diye düşünüyorum. Dolayısıyla benim ilk onbirim şöyle olurdu: Onur - Egemen - Giray - Cale - Ömer - Gabriç - Colman - Selçuk - Serkan - Teofilo - Umut. Oyunun gidişatına göre de Alanzinho ve Burak'ı oyuna alırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Şenol Güneş ilk onbirin yanlışlığını ilerleyen dakikalarda anladı ve devre arasında iki oyuncu birden değiştirdi. Gabriç'i ve Teofilo'yu oyuna aldı. Ama bence çıkardığı oyuncular yanlış oyunculardı. Ömer Aysan ilk yarının en başarılı oyuncularındandı. Sağbek olmasına rağmen sürekli ileriye çıkıp, kanatlardan orta yapan tek Trabzonspor'luydu. Onun oyunda tutulması gerekiyordu bence. İkinci olarak Gabriç'i oyuna aldı, fakat sol kanatta oynatması gerekirken, sağ kanatta oynattı. Zaten o ana kadar hiç birşey yapmayan, hatta bazı anlarda çirkeflik yapan Engin'i, sol kanatta oynatmaya devam etti. Ben olsam Engin'i oyundan çıkartırdım, ama mademki oyunda tutuyorsun, o zaman bari Gabriç'i kendi yerinde, yani sol açıkta oynat, ki adam faydalı olsun. Ben şahsen Cale ile Gabriç'in sol kanatta iyi bir ikili oluşturduklarını düşünüyorum. Hatırlayacak olursanız, geçen hafta Bursaspor maçındaki golü de oyuna girdikten sonra yaptığı ortasıyla Gabriç hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6628247131421276885?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6628247131421276885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6628247131421276885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6628247131421276885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6628247131421276885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/02/trabzonspor-analiz-ksm-ii.html' title='Trabzonspor Analiz: Kısım II'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-5608306349131688566</id><published>2010-02-21T10:54:00.003+02:00</published><updated>2010-02-21T11:13:53.955+02:00</updated><title type='text'>Trabzonspor - İ.B.B: İdeal Kadro Meselesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün Trabzonspor - İstanbul B.B. maçını izledim. Bu maçla ilgili olarak Trabzonspor'a yönelik bazı eleştirilerim, değerlendirmelerim olacak. Biraz uzun olduğu için bu eleştirileri birkaç yazı çerçevesinde yazacağım. Bu ilk yazı "ideal kadro" meselesi hakkında olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, meseleye şu "ideal kadroyu bozmamak" muhabbetinden başlayalım. İdeal kadro ne demek? Şu demek... Şans eseri veya belirli bir analiz ertesinde bulduğunuz bir kadro kombinasyonu önce bir maç kazanıyor, ikinci maçı kazanıyor ve üçüncü maçı kazanıyor. Burada bu kadronun kaç maç kazandığı önemli değil; önemli olan bu kadronun istatistiksel olarak yeterli sayıda maç kazanması ve ileriki maçları da kazanabileceğine yönelik gerekli bir güveni teknik direktöre vermiş olması. Ama burada bazı sorunlar var. Birincisi, bu gerçek olmayan bir güven, sahte bir güven.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, istatistiklere güvenilebilecek diye bir şey yok; yani geçmişteki maçların kazanılmış olması, gelecekteki maçların da kazanılabileceğini garanti etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsü, elinizdeki kadronun kendi başına bir mükemmelliğini olmaması. Yani sahaya çıkardığınız kadronun sadece kendi içinde iyi olması önemli değildir, ya da bir kadro sadece elinizdeki oyuncular arasından en "kaliteli" kombinasyonu çıkarabilecek şekilde tasarlanmaz. Bir kadroyu oluştururken dikkate almanız gereken en önemli etkenlerden biri de rakiptir, rakibin oyuncularıdır, rakibin tehlikeli oyuncularıdır, rakibin oyun stilidir, rakibin güçlü ve zayıf yönleridir. Yani, ideal kadronuz kendi içinde iyi bir kadro gibi görünebilir, geçmişteki bazı maçları kazanmış olabilir, ama yeni oynayacağınız rakibinize karşı tasarlanmamışsa, o zaman kadro kurumunda ciddi bir zaafınız var demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü olarak ise, ideal kadro diye tutturmak şu soruna da yol açar. Şimdi ideal kadroyu bir nevi istatistiksel bir başarıya endeksli olarak aynı tutmaya devam ettiğiniz sürece kadrodaki rekabeti, oyuncu değişimini sağlayamazsınız. Ne yapacaksınız yani? İdeal kadro kazandığı, başarılı olduğu sürece, kadroyu hiç değiştirmeyecek misiniz? Peki o zaman, yedekler kadroya ne zaman ve nasıl girebilecek? İdeal kadro diye tutturduğunuzda, ancak bir sakatlık veya cezalı olma durumu olduğu zaman yedeklere şans doğabilir. Bu durum da kadro rekabetini, oyuncular arasındaki rekabeti vs. olumsuz yönde etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşinci ve son olarak ise ideal kadro diye diye sürekli aynı kadroyu çıkardığınız zaman, artık belli sayıdaki bir maçtan sonra rakipleriniz sizi, oyununuzu, taktiğinizi, nasıl oynayacağınızı, güçlü ve zayıf yönlerinizi çözmeye başlar. Sizi çözdükçe de size uygun önlemler alırlar. Bu da sizin başarılı olabilme ihtimalinizi azaltır. Aksine bazen sürpriz yapmalısınız, yeni taktikler ve oyuncular denemelisiniz ki, rakibinizi şaşırtarak başarılı olabilme yolunda önünüze bazı imkanlar çıkabilsin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-5608306349131688566?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/5608306349131688566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=5608306349131688566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5608306349131688566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5608306349131688566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/02/trabzonspor-ibb-ideal-kadro-meselesi.html' title='Trabzonspor - İ.B.B: İdeal Kadro Meselesi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-952764119783591591</id><published>2010-02-05T12:39:00.005+02:00</published><updated>2010-02-07T13:17:15.916+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı İnsan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Hayat'/><title type='text'>Farklı Bir Film: Avatar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sürü sürü aptal Türk yapımı film izledikten sonra - ki bu epey uzunca bir süreyi ifade ediyor - sonunda verdiğim paraya değen bir film izleyebildim. Evet, dün Avatar'ı izledim. Aradığım ,çok fazla birşey değil aslında... Aradığım izleyicisine, kendisine, yaptığı işe, aldığı paraya, övgüye, aldığı karşılığa saygı duyan bir yönetmen, bir senarist, bir oyuncu, vs. Aradığım, yaptığı işi köşeyi dönmek için yapmaya çalışan biri değil - Bkz: Şahan Gökbakar ve Recep İvedik tiplemesi. Evet Şahan Gökbakar, Recep İvedik sayesinde çok para kazandı; o paralarla çok güzel ve rahat bir hayat da geçiriyordur. Peki ya sonra? İngilizce'de çok güzel bir tabir var ya, işte Şahan'a sorulması gereken soru bence bu: so what? Ya da belki de bu soruyu Şahan'ın kendisine sorması gerek, ama neyse bizim konumuz ne Şahan ne de Recep İvedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sonunda bana saygı duyduğunu gördüğüm, hissettiğim, düşündüğüm bir yönetmen, bir oyuncu kadrosu, bir senarist, bir film izledim. Kendime saygı duyulduğunu, benim önüme koyulan ürüne verilmiş emekten anlayabiliyorum. O ürün için harcanmış vakti, sarfedilmiş enerjiyi, o film için yorulmuş zihinleri, o film için fikir üretmiş beyinleri, o film için insan ömründen tüketilmiş her saniyeyi düşünüyorum ve o her saniye için bana ve o saniyeleri tüketenlerin kendilerine karşı duydukları saygıyı görüyorum; hissediyorum. İnsanın ömrü sınırlı ve bu ömre neler sığdırabilirseniz, siz o oluyorsunuz. İnsan, kendi yapıp ettikleriyle kendisini ortaya çıkarıyor; insan haline geliyor. Evet, insan, aslında bu şekilde insan oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir felsefe hocam vakti zamanında dünyadaki her canlının (bitki, hayvan, insan, vs.) bir yaşamı olduğunu, fakat bunlar içerisinde yalnızca insanın bir hayatı olduğunu söylemişti. Güzel söylemiş; ama bence eksik söylemiş. Çünkü bütün insanların, yani bir hayatı olan insanların hepsinin, doğal olarak da bir hayatları yok. Yani, bir insanın yaşıyor olması, canlı olması, otomatik olarak onun bir hayatının da olduğu anlamına gelmiyor. Yaşamak farklı birşey, hayata sahip olmak başka birşey, çünkü ikincisi aktif olarak yapılan birşey. Bir hayatının olabilmesi için, kişinin insiyatifi ele alması gerekiyor; pozitif birşeyler yapması, harekete geçmesi, yürümesi, koşması, düşünmesi, yorulması, üzülmesi gerekiyor. Yaşamak daha ziyade içgüdüsel olarak yapılan birşey; ama bir hayata sahip olmak içgüdüsel gibi görünen şeyleri dahi - mesela nefes almayı, nefes vermeyi - hissetmeyi, bilmeyi, anlamayı, yaşamayı gerektiriyor. Yaşamak için sadece bu kadarı - yani nefes alıp vermesi, beslenmesi, vs. yetebilirken - bir hayata sahip olabilmek için kendine saygı duymak gerekiyor; ama sadece bu da yetmiyor. Bir hayata sahip olabilmek için yaşayan diğer herşeye, bitkiye, hayvana ve insana da, saygı duymak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama herkes bu yolu seçmek zorunda değil tabii ki; kaldı ki herkes seçmiyor da zaten... İşte o yüzden bazıları Recep İvedik'i ortaya çıkarırken, bazıları da Avatar'ı yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark bence burada.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-952764119783591591?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/952764119783591591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=952764119783591591' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/952764119783591591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/952764119783591591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2010/02/farkl-bir-film-avatar.html' title='Farklı Bir Film: Avatar'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2246190446914610416</id><published>2009-11-07T11:43:00.003+02:00</published><updated>2009-11-07T12:08:26.074+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Teknik Direktör'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Sol Kanat'/><title type='text'>Hurşit Meriç &amp; Thomas Doll</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu yazıyı üç hafta önce yazmalıydım aslında. Hurşit'i ve Thomas Doll'u ilk defa o hafta, Trabzonspor karşısında izlemiştim. Gördüğüm şuydu, Hurşit gerçekten çok kaliteli bir sol kanat oyuncusuydu, Thomas Doll de gerçekten bir teknik direktördü. Peki neden böyle düşünüyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas Doll Trabzonspor karşısında ilk yarıya Hurşit olmadan çıktı. Trabzon'un sağbekinde o hafta Song oynuyordu, sol tarafta da Ferhat. Thomas Doll ikinci yarıya Hurşit'i sol kanada alarak başladı ve bu hareket değişimin başlangıcı oldu. Hurşit oyuna girdikten sonra yaşlı Song'u evire çevire dövmeye başladı, sağından attı, solundan geçti, alttan attı, üstten uçtu, derken Song'u tam anlamıyla aptala çevirdi. Nitekim Gençlerbirliğinin ilk golü de Hurşit'in soldan getirdiği bir top sayesinde geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu gören Broos karşı bir hamle yapmak istedi ve kendi sağ tarafını güçlendirebilmek ve Hurşit'e karşı koyabilmek için Serkan'ı oyuna aldı. Serkan'ın oyuna girmesinin ardından Trabzonspor'un sağ kanadı görece daha güçlü hale geldi. Hem Serkan, hem de Song orada olunca, Hurşit'in verimi, doğal olarak, biraz düşmeye başladı, nitekim iki kişiyle mücadele edebilmesi pek mümkün değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Broos'un hamlesini ve sol tarafta gelişen durumu gören Doll oyuna hemen müdahale etti ve Hurşit'i sol taraftan, sağ tarafa aldı. Hurşit Gençlerbirliği'nin sağ tarafına, Trabzon'un sol tarafına geçince bu sefer karşısında genç, çelimsiz ve toy Ferhat'ı buldu. Trabzon'un büyük umutlarla aldığı Ferhat'ın ne kadar yetersiz olduğu da o sırada ortaya çıkmış oldu. Hurşit diğer tarafta Song'a yaptığını, hatta daha da fazlasını bu sefer Ferhat'a yapmaya başladı. Hurşit, kelimenin tam anlamıyla Ferhat'ın haşatını çıkardı. Bu süreçte Hurşit sonunda Ferhat'a bir sarı kart göstertti, ardından da bir faul yaptırdı. Kullanılan serbest vuruşu da golle sonuçlanınca Gençlerbirliği'nin ikinci golü gelmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada vurgulanması gereken iki şey var: Birincisi Hurşit adlı oyuncunun kalitesi. İkincisi de Thomas Doll'un taktisyenliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence Hurşit süper bir sol kanat oyuncusu. Oyunu dikine oynayan, rakibinden korkmayan bir oyuncu. Çok kolay adam geçebilme özelliği var ve rakibinin üstüne üstüne giderek bu yeteneğini rakip takımlar için daha da ölümcül hale getiriyor. Biraz abartı gibi düşünebilirsiniz, ama bence Christiano Ronaldo gibi bir oyuncu. İlerleyen haftalarda Hurşit kendinden çok daha fazla söz ettirecek bence. Nitekim Hurşit'i Thomas Doll Fenerbahçe maçında da ilk yarıda yedek bıraktı, ardından ikinci yarıda oyuna aldı. Hurşit'i o maçta gerçekten izlemeyi çok istiyordum, çünkü Fenerbahçe'de sağ kanatta Gökhan Gönül oynuyor ve Gökhan o bölgede oynayan en iyi oyunculardan biri. Dolayısıyla Hurşit'in Gökhan'a karşı nasıl bir performans sergileyeceğini görmek istiyordum. Hurşit ikinci yarıda oyuna girdi. Gökhan belki biraz yorulmuştu, ama yine de bu durum bence Hurşit'in kalitesine gölge düşürmez. Yani bu maçta da Hurşit elinden geleni ardına koymadı, yeteneğini gösterdi ve Gökhan'ı da yerle bir etti. Tamam, bu maçta Hurşit, Trabzonspor maçındaki gibi skora doğrudan bir etki yapamadı, ama yine de oyuna girdikten sonra takıma bir dinamizm getirdi ve sol kanadı yine makina gibi kullandı. Hurşit'i son olarak Bursaspor maçında izledim. Bu sefer Doll, Hurşit'i ilk onbir'de maça çıkardı. Sonunda ilk defa onbirde oynattı ve tüm maç boyunca Hurşit'i izleme imkanı buldum. Hurşit bu maça da damgasını vurdu diyebilirim. Hem sol kanadı yerle bir etti, hem de skora birebir etkide bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak Thomas Doll de gerçekten kaliteli bir teknik direktör. Bence Doll, oyuna müdahale eden, oyunda taktiksel anlamda değişiklikler yapan, oyunu iyi okuyan, oyuncu değişikliklerini iyi yapan ve hamlelerini zamanında, yerinde yapan bir teknik direktör. Zico ve Rijkard gibi maçın 70. dakikası geldikten sonra belli adamları çıkartıp, yerlerine belli adamları alarak oyuncu değişikliği yaptığını düşünen bir teknik direktör değil Doll. Oyun içinde taktiksel değişiklik, diziliş değişikliği, oyuncu yeri değişikliği gibi her türlü taktiksel hamleyi kaliteli bir şekilde yapabilen bir teknik direktör Thomas Doll. Ve bence yavaş yavaş kendi kalitesini de göstermeye ve kalitesinin karşılığını da almaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bundan sonra hem Hurşit'in adını daha sık duyacağız, hem de Thomas Doll ile Gençlerbirliği'nin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2246190446914610416?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2246190446914610416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2246190446914610416' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2246190446914610416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2246190446914610416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2009/11/hursit-meric-thomas-doll.html' title='Hurşit Meriç &amp; Thomas Doll'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6164600004986374675</id><published>2009-11-07T09:51:00.002+02:00</published><updated>2009-11-07T10:10:32.976+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Futbol'/><title type='text'>Farklı Futbol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sene eve Lig TV aldık. Ben çok önceden futbolu çok severdim; hem oynamayı, hem de izlemeyi. Ama daha sonra biraz entel-dantel olmaya başlayınca, futboldan soğumaya başladım. Futboldan soğuma nedenlerim, bizim taraftarlarımızın, futbol izleme kültürümüzün, futbol hakkında konuşma, yorum yapma kültürümüzün çok seviyesiz olmasından kaynaklanıyordu. Avrupa'da, mesela İngiltere'de, futbol hakkında yorum yapanların futbolun teorisinden bahsettiklerini, çağdaş futbol anlayışı diye birşeyden bahsettiklerini ve yorumlarını da iç tutarlılığı olan bazı kavramsal bütünler çerçevesinde yaptıklarını gördüğümde "vay be" demiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde bir tarafta Erman Toroğlu, ağzına geleni söyleyen, geyik yapan, geyik yaptıkça reyting toplayan biri var; diğer tarafta Ahmet Çakar ve diğerleri var. Bunlar hem futboldan teorik olarak anlamayanlar, hem de muhabbetlerinin seviyesizliği itibariyle dibe vurmuş yorumcular. Fakat bizde bir de bu kategoriye girmeyen yorumcular da var. Örneğin Rıdvan. Ben Rıdvan'ın da futbol teorisinden pek fazla anladığını zannetmiyorum, ama Rıdvan'ın en azından bir tutarlılığı, bir efendiliği, bir düzgün konuşurluğu var. Rıdvan'ın dışında ben Stadyum'un yorumcularını da beğeniyorum diyebilirim. Yani Ömer Üründül ve Mehmet Demirkol. Her ne kadar Ömer Üründül'ün, bence, teorik bilgisi biraz daha fazla gibi görünse de, sonuçta ikisinin de futbol teorisi bilgisi, işi biraz bilen birisi için pek ilgi çekici düzeyde değil. Bu arada, futbol teorisinden anlamamakla da şunu kastediyorum: evet, bir maç hakkında kaliteli değerlendirmeler yapabilirsiniz, bir maçı futbolun içindeki bazı teknik kavramları (3-5-2, orta saha, defans, falan filan) kullanarak analiz edebilirsiniz, vs. ama bunlar önemli değildir. Önemli olan futbolun nasıl oynanması gerektiğine yönelik bir teorik anlayışınızın olması ve sizin de mevcut oynanan futbolu o bakış açısına göre yorumlamanızdır. Bu konuda üniversitelerde dersler veriliyor, bu konuda yazılmış bir sürü, tabii ki yabancı dilde, kitaplar var. Bunları biraz okumak, araştırmak lazım. Sonra da yorum yaparken daha kaliteli, daha bilgili, daha edepli, daha akademik bir şekilde yorumlar yapabilmemiz lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca, benim futboldan soğumama neden olan yorumcuların seviyesizliği, taraftarın seviyesizliği, kültürsüzlüğü ve tabii ki futbolcuların kendilerinin seviyesizliği gibi faktörlerdi. Önce Ömer Üründül ve onun bazı kavramları sayesinde (çağdaş futbol anlayışı, bloklar arası bağlantı, vs.) futbola yeniden ilgi duymaya başladım. Daha sonra da Avrupa'da futbol yorumu, değerlendirmesi dinlemeye başladıktan sonra ve bir de futbolun teorisi diye birşeyin varlığından haberdar olduktan sonra ilgim tekrar yükseldi. Fakat ben demiyorum ki, benim futbolun teorisi hakkındaki bilgim iyidir vs. Hayır. Ama atıp tutmadan, seviyeyi düşürmeden de futbol izleyebileceğimi, futbol yorumlayabileceğimi, maç analizi yapabileceğimi ve oynayan takımlardan çok futbolun kendisine değer verebileceğimi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6164600004986374675?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6164600004986374675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6164600004986374675' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6164600004986374675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6164600004986374675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2009/11/farkl-futbol.html' title='Farklı Futbol'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-5019361243373800860</id><published>2009-07-27T20:37:00.003+03:00</published><updated>2009-07-27T20:38:41.979+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Nezaket'/><title type='text'>Farklı Nezâket</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye'de bazı insanlara nâzik davrandığınızda, onlara nezâket gösterdiğinizde bu kişiler sizin saf olduğunuza kanaat getiriyorlar. İnsanlara karşı nâzik davranmakla saflık arasında nasıl bir bağlantı, ilişki olduğunu açıklayabilecek olan var mı? Şimdiden teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-5019361243373800860?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/5019361243373800860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=5019361243373800860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5019361243373800860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5019361243373800860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2009/07/farkl-nezaket.html' title='Farklı Nezâket'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-1053071462520708056</id><published>2009-04-29T22:51:00.003+03:00</published><updated>2009-04-29T23:03:29.067+03:00</updated><title type='text'>Üç Direktörler: Ertuğrul Sağlam, Ersun Yanal ve Bülent Korkmaz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonunda Ersun Yanal istifa etti. Şu ligde istifa etmesini istediğim ya da istifa edince üzülmeyeceğimi bildiğim iki teknik direktör vardı. Bunlardan birincisi Ertuğrul Sağlam, ikincisi ise Ersun Yanal'dı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Sağlam'ın istifa etmesini birkaç nedenden ötürü istiyordum. Birincisi, Ertuğrul Sağlam daha hiç tecrübe kazanmadan, iki üç maç kazandı diye, üstüne Kayserispor'u da yarı yolda bırakarak ve hemen basamakları atlamak, hızlı yükselmek hevesiyle, edasıyla Beşiktaş'a atladı. Bu büyük hataydı; nitekim sonunda istifa etmek zorunda kaldı. Bu noktada Ertuğrul'un örnek alması gereken birkaç isim var. Bunların başında Sivasspor'un başında yıllardır mücadelesini sürdüren ve her sene kendisini daha da geliştiren Bülent Uygun geliyor. İkinci kişi Ankaraspor'un başındaki Aykut Kocaman; üçüncüsü Kayserispor'un başındaki Tolunay Kafkas ve dördüncüsü de İstanbulspor'un başındaki Abdullah Avcı. Bunların dışında da bu tür isimler olabilir, ama şu an aklıma gelmiyor. Ertuğrul Sağlam'ın örnek almaması gereken isimlerin başında ise kendisi gibi olan Bülent Korkmaz geliyor. İki maç kazandı diye hemen cumburlop Galatasaray'ın başına atlama heveslisi Bülent'in ipini sene sonu çekecekleri malum, ama bu da onu durdurmaya yetmiyor. Ertuğrul'un istifa etmesini istememin ikinci nedeni, Ertuğrul'un ağlak teknik direktörlüğüydü. Ağlaklıkla kastettiğim şey şudur: Ben Ertuğrul'un kaybettiği hiçbir maç sonrasında çıkıp da sorumluluğu üzerine aldığını, suçu, hatayı kendisinde aradığını hatırlamıyorum. Muhakkak hakem kötüdür, hakem Beşiktaş'ın yenilmesine uğraşmıştır, birileri Beşiktaş'ın aleyhine oyunlar oynuyordur, falan filan. Ya da bazen saha kötüdür de diyebilir, rakibin de aynı sahada oynadığını aklının ucuna dahi getirmeyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ersun Yanal da sonunda gitti. Ersun Yanal için, Ertuğrul için kafamda beliren sorunlar gibi net sorunlar yok. Ama Ersun Yanal'ın da artık elindeki çok önemli bir kozu kullanamadığı açık. Bundan önce hep küçük takımları çalıştırdığı için başarısız olduğu fikrinin arkasına saklanabiliyordu Yanal, ama artık büyük takımı çalıştırdığı durumu da gördük. Sonuç yine hüsran, yine başarısızlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Korkmaz'ın da sonu aynı olacak. Ama bu durum Bülent gibi, Ertuğrul gibi teknik direktörlerin sonunu getirmeyecek. Bakın Ertuğrul 3 sene içerisinde şampiyonluğa oynayacak bir takım oluşturacağını söyledi Bursa'da. Çok merak ediyorum, Ertuğrul gerçekten Bursaspor'da 3 sene duracak mı? Ya da büyük takımlardan bir teklif alıp, hemen orayı da satıp başka bir kulübe gidecek mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-1053071462520708056?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/1053071462520708056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=1053071462520708056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1053071462520708056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1053071462520708056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2009/04/uc-direktorler-ertugrul-saglam-ersun.html' title='Üç Direktörler: Ertuğrul Sağlam, Ersun Yanal ve Bülent Korkmaz'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7970224373139142720</id><published>2008-12-14T10:36:00.003+02:00</published><updated>2008-12-14T10:45:28.136+02:00</updated><title type='text'>Osmanlı Cumhuriyeti &amp; Muro</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun zamandır sinemaya sadece gülebilmek için gitmek istiyordum. Bunun için önce Osmanlı Cumhuriyeti'ne gitmeye karar verdim. Gülerim belki diye. Filmin başlarında bir-iki espirili sahneden sonra, ağır mesaj bombardımanına tutulmaya başladık ve film, bir o kadar ağırlıkta, gayet kötü bir şekilde sona erdi. Filmde gülecek az sahnenin olması durumuna, bir de çekiminin dandikliği eklenince tam çekilmez bir hal aldı. Topkapı Sarayı'nın bahçesinde iki sağa, iki sola yürüyüşle halledilen onlarca sahne, dışarıda bir evde çekilen birkaç sahne vs. derken, toplamda 10-15 basit sahneyle bitirilen film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra gülerim diye Muro'ya gideyim dedim. Arkadaşlarla gittik. O da tam bir rezaletti. İki tane Rus mankeni alıp, onlar etrafında bir film çevirip bize, kelimenin tam anlamıyla, yedirdiler. Yine Osmanlı Cumhuriyeti'nde olduğu gibi basit ve ucuz sahneler. Bir köye gitme sahnesi, bir-iki disko sahnesi, bir-iki yatak sahnesi derken filmi bitirdiler. Kötü, hatta iğrenç, espiriler de cabası tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bence en kötüsü düşünce... Yani bu insanlar, bu oyuncular, yönetmenler, senaristler bu filmleri yaparken neler düşünüyorlar çok merak ediyorum. Türk milletine ne versen yer düşüncesiyle mi hareket ediyorlar acaba? Aksi takdirde, bu kadar özensiz, bu kadar basit, bu kadar kötü, üzerinde bu kadar az kafa yorulmuş filmleri insanlar neden yapar, bunlara nasıl cürret ederler? Muro'yu ilk hafta sonunda 1 milyonu aşkın kişi izledi. Osmanlı Cumhuriyeti'nin de bu aralardaki izleyici sayısı yine 1 milyonun üzerindedir. Böylelikle bu kötü filmlerden bile parayı kıracaklar bu filmleri yapanlar. Açıklasınlar, merak ediyorum, bu filmlerin toplam maliyetleri ne kadar tutmuştur acaba? Oyunculara verdikleri para dışında bu iki filmi çekmek için toplam 500 milyardan fazla para harcadılarsa çok para harcamışlardır demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel de ondan sonra gözünü sevdiğim Amerikan filmlerine hayran olma, onlara gitme. İnsan en azından kandırılmadığına inanıyor, karşısında bir emek görüyor, verdiği paranın hakkını alıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7970224373139142720?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7970224373139142720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7970224373139142720' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7970224373139142720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7970224373139142720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/12/osmanl-cumhuriyeti-muro.html' title='Osmanlı Cumhuriyeti &amp; Muro'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7665417244688199848</id><published>2008-11-13T22:08:00.003+02:00</published><updated>2008-11-13T22:26:38.451+02:00</updated><title type='text'>Yaşlı ve Genç Kadınlar Üzerine</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yoğun Sabancı okumalarından arta kalan vakitlerimde kendi özel ilgilendiğim alanlara ve konulara dair birşeyler okumaya çalışıyorum. Bunlardan en zevkle, beğenerek, etkilenerek okuduğum kişi ise Nietzsche. Yukarıdaki "etkilenmek" sözcüğünü özellikle kullandım, çünkü şu ana kadar düşündüğümde, okurken kendisinden etkilendiğim çok az kişi olmuştur. Sanırım etkilenmek benim için oldukça önemli bir olay. Yani birinden hoşlanabilirim, o kişinin düşüncelerinden, fikirlerinden vs. hoşlanabilirim. Ama ondan ekilenmek sanki daha yoğun, daha güçlü, daha üstün birşeymiş gibi benim zihnimde... Neyse, lafı fazla uzatmayayım ve asıl meseleye geleyim. Nietzsche'nin "Böyle Buyurdu Zerdüşt"'ünden daha önce de bir alıntı yapmıştım. Şimdi ise ""Yaşlı ve Genç Kadınlar Üzerine" başlıklı yazısından birşeyler alıntılamak istiyorum. Nietzsche'nin burada ifade ettiği görüşlerine katıldığım veya onları onayladığım için değil, sadece onlardan etkilendiğim için buraya yazma ihtiyacı duyuyorum. Bir de, Nietzsche'nin burada ifade ettiği fikirlerini, çok uzunca bir zamandır tanıdığım bir hocamın düşünceleriyle benzer bulunca, bu da diğer bir motivasyon oldu, buraya Nietzsche'den birşeyler alıntı yapmaya karar verirken. Hadi artık uzatmadan alıntılara geçelim... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan kadın üzerine yalnızca erkeklerle konuşmalı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kadında ne varsa bir bilmecedir ve kadındaki her şeyin bir çözümü vardır: o çözümün adı da gebeliktir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Erkek, kadın için bir araçtır yalnızca: amaç her zaman çocuktur. Ama erkek için nedir kadın? Gerçek bir erkek iki şey ister: tehlike ve oyun. Bu yüzden kadını ister, en tehlikeli oyuncak olarak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir oyuncak olmalıdır kadın, tertemiz ve güzel, değerli bir taş gibi ve henüz varolmayan bir dünyanın erdemleriyle aydınlanmış."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sevginizden kaynaklanmalı onurunuz! Bunun dışında onurdan pek birşey anlamaz kadın!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kadın sevdiğinde erkek korkmalı kadından. Çünkü o zaman kadın her türlü özveride bulunur ve erkeğinden başka herşeyi değersiz bulur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kadın ondan nefret ettiğinden, erkek korkmalı kadından: çünkü erkek ruhunun en derin noktasında yalnızca kötüdür; kadın ise aynı noktada aşağılıktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimden nefret eder kadın en çok? - Demir şöyle demiş mıknatısa: "senden en çok beni çektiğin, ama kendine çekecek kadar kuvvetli olmadığın için nefret etmekteyim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ve kadın, boyun eğmek ve bir derinlik bulmak zorundadır yüzeyine. Yüzey ruhudur kadının, sığ sularda yüzen, fırtınalı, devingen bir zardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Erkeğin ruhu ise derindir, onun nehirleri yeraltı mağaralarında akar: kadın onun gücünü sezer, fakat kavrayamaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle buyurdu Zerdüşt.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7665417244688199848?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7665417244688199848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7665417244688199848' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7665417244688199848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7665417244688199848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/11/yal-ve-gen-kadnlar-zerine.html' title='Yaşlı ve Genç Kadınlar Üzerine'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-4032580422981680484</id><published>2008-10-16T21:35:00.004+03:00</published><updated>2008-10-16T22:13:45.734+03:00</updated><title type='text'>Bilimsel Gelişme Meseleleri...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar, Araştırma Yöntemleri dersi alıyorum. Bu dersi İsveç'teyken de almıştım. Orada daha genel bir ders görmüştük. Genel olarak farklı araştırma yöntemlerinden (quantitative, qualitative) haberdar olmuşsak da, içinde bulunduğumuz disiplinden dolayı olsa gerek (uluslararası ilişkiler), biz öğrenciler genel olarak kendi çalışmalarımızda, yani master tezimizde, qualitative yöntemi kullanmayı tercih etmiştik. Belki arada çok nadir birkaç kişi quantitative yöntemi de araya karıştırmıştı, ama baskın eğilim, qualitative yöntemin kullanımı şeklindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ise genel bir araştırma yöntemleri dersi almıyoruz. Burada sadece quantitative yöntem odaklı bir ders alıyoruz. Yakında ekonometri vs. türü çalışmaların yapıldığı STATA isimli bir programı öğrenmeye başlayacağız. Şu ana kadar sistemli bir şekilde quantitative yöntem dersi almamış olan ben için, bu dersin bana yararlı olacağından şüphem yok tabii ki, ama aynı zamanda kendimi qualitative yöntemde de biraz daha geliştirmek, o alandaki bilgilerimi daha derinleştirmek isterdim doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu ders sürecinde, meselelere giriş olması bakımından okuduğumuz iki "temel" metin var: 1) Thomas Kuhn, The Structure of Scientific Revolutions, 2) Karl Popper, The Logic of Scientific Discovery.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başlığında da belirttiğim gibi, aslında bu yazının asıl derdi bilimsel gelişme meselesi. Aldığım dersten ve sonra da okuduğumuz bu iki kitaptan bahsetmemin nedeni de, bu iki kitabın önemli bir derdinin bilimsel gelişme dediğimiz şeyi açıklamaya çalışmak olması. Her ikisinin de kendine göre bir bilimsel gelişme anlayışı var. Ne tür durumlar bilimsel gelişmedir, ne tür durumlar değildir, bunlar bir sosyal bilimci için, ya da her türlü bilim ile uğraşanlar için, önemli sorular.  Hatta meseleyi bir adım öteye daha götürüp, hayatı, insanları, dünyayı ve bunlarla birlikte kendini anlamaya çalışan herhangi bir insan için de kendi anlayışının gelişmesinin oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. Onun "kendi anlayışının gelişmesi" kavramıyla, aslında yukarıda bilimsel gelişme olarak sözedilen şeyi kastediyorum. Sıradan bir insanın kendi anlayışının gelişmesini daha iyi nasıl tanımlayabilirim bilemediğim için bu kavramı kullandım. Ama neyse, asıl mesele bu değil. Burayı daha fazla uzatmayayım. Bu meseleyi sıradan insanlar düzeyiyle de ilişkilendirmeye çalışmamın nedeni, hayatı anlamak, insanları ve dünyayı anlamak gibi meseleleri sadece "bilim insanlarına" has bir uğraşı olarak görmememden kaynaklanıyor. Dolayısıyla "sıradan insanların" bu alana ilişkin arayışları da aslında değerli. Bu noktayı açık edebilmek için de amma muhabbet yaptım yani. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bütün bu anlatılanların son tahlilde önemi nedir? Bunları buraya niye yazıyorum? Hangi dersleri aldığımı, derslerde kimleri okuduğumuzu göstermeye çalışmak mıdır derdim? Hayır tabii ki. Derdim basit. Derdim, şeylere ilişkin olarak kendi anlayışımın da bunlarla ilgili olarak sürekli bir etkileşime girmesinden kaynaklanan meseleler hakkında konuşmak. Ben kendimi bir bilim insanı olarak tanımlamıyorum. Diyelim ki, kendimi sıradan bir insan olarak adlandırıyorum. Benim de dünyayı, insanları, hayatı ve kendimi anlamak için bir çabam var, bir arayışım var. Hatta anladığımı düşündüğüm bazı parçalar için genelleştirme çabalarım, açıklama modellerim veya teorileştirme çabalarım bile var! Benim bile var yani! Varın gerisini siz düşünün! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu "teorilerimden" ya da teorileştirme çabalarımdan en sistematiği, erkek ve kadın arasındaki ilişkileri anlayabilmek için yazdığım yazıdır diyebilirim. Bu yazımla erkek ve kadın arasındaki ilişkilerin herşeyini açıkladığımı, anladığımı, anlattığımı vs. düşünmüyorum tabii ki. Ama mesele bu değil. Mesele benim yazdıklarımın doğru olup, olmadığı değil. Mesele, benim yazdıklarıma "bilimsel gelişme" bağlamında baktığımda, Kuhn ve Popper'ın söylediklerinden hareketle, ne diyebildiğim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi belki bu arada Popper ve Kuhn'un bilimsel gelişmeden ne anladıklarını kısaca belirtmek gerekir. Kısaca söyleyebiliriz ki, Popper için bilimsel gelişme yanlışlanmayla (falsification) sağlanır. Bir kere en başta ürettiğiniz şey yanlışlanabilir (falsifiable) birşey olmalı ki, bilimsel olabilsin. İkinci aşamada ise, bilimsel gelişme, o ürettiğiniz şeyin yanlışlanmasıyla elde edilebilir. Kuhn'a göre ise, bilim dediğimiz şey daha ziyade yanlışlama ile değil, doğrulama (verification) ile gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın - erkek arasındaki ilişkileri anlamaya dair yazımı yazmamın üzerinden yaklaşık olarak 3 sene geçti. Bu dönemde hem kendi hayatımdan, hem başkalarının hayatlarından bir çok yeni şeyi gözlemleme imkânı buldum; bunları hep kendi teorik çerçevem açısından tarttım, değerlendirdim. Üzerlerinde uzun uzun düşündüm. Son tahlilde, gördüğüm, teorimin hep doğrulandığıydı. Yani gözlemlediğim yeni gelişmelerin, benim teoride söylediklerimi pratikte hep yansıttığını gördüm. Peki, bu doğrulamaların benim teorim açısından önemi neydi? Bu doğrulamalar benim teorimi daha geçerli, daha kabul edilebilir, daha doğru mu yaptı? Yani Kuhn'un bakış açısından bakarak söyleyecek olursak, benim teorim bilimsel anlamda gelişmiş mi oldu? Ya da meseleye Popper açısından baktığımızda, en azından benim gözlemlerim çerçevesinde teorim henüz yanlışlanmadığına göre, o zaman teorimin herhangi bir bilimsel gelişmeye uğramadığını mı söylemeliyiz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-4032580422981680484?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/4032580422981680484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=4032580422981680484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4032580422981680484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4032580422981680484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/10/bilimsel-gelime-meseleleri.html' title='Bilimsel Gelişme Meseleleri...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-3147952771367151754</id><published>2008-09-20T13:04:00.003+03:00</published><updated>2008-09-20T13:34:45.718+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Halk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Şehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı İnsan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Hayat'/><title type='text'>Pazar Yerindeki Sinekler Üzerine...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar biraz Nietzsche okudum ve okumaya da devam ediyorum. Önce onun hakkında yazılmış birkaç kitap okudum ve şimdi de "Böyle Buyurdu Zerdüşt"'ü okumaya başladım. Dili ve anlatımı zaten herkesin takdirini kazanmış bir filozof Nietzsche, ama bunun yanı sıra, değindiği konuları da çok beğendiğimi söylemeliyim. Bugün kitabın içindeki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pazar Yerindeki Sinekler Üzerine&lt;/span&gt;" başlıklı yazıyı okudum ve çok beğendim. Belki ben de kendimden ve içinde yaşadığım ortamdan bazı parçalar bulmuş olabilirim bu yazıda; bilemiyorum. Ama yine de güzel bir yazı olduğunu düşünüyorum ve buraya da bazı alıntılar yapmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kaç dostum, kendi yalnızlığına! Büyük adamların gürültüsünden başının döndüğünü ve küçük insanların dikenleriyle yaralandığını görüyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ormanlar ve kayalar, bilirler seninle birlikte susmanın saygınlığını."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalnızlığın bittiği yerde pazar yeri başlar; ve pazar yerinin başladığı yerde büyük oyuncuların gürültüsü ile zehirli sineklerin vızıltısı da başlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gürültü ve soytarılarla doludur pazar yeri."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu koşturanlara bak da kendi güvenliğine geri dön: insan yalnızca pazar yerinde bir Evet mi? ya da Hayır mı? saldırısına uğrar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kaç dostum, kendi yalnızlığına: seni zehirli sineklerin soktuğunu görüyorum. Sert ve sağlıklı bir havanın estiği yerlere kaç!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendi yalnızlığına kaç! Küçük ve acınası olanlarla çok yakın yaşadın. Kaç onların görünmez öçlerinden!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar ve senin yazgın sineklik olmak değildir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yorgun düştüğünü görüyorum zehirli sineklerden, belki yüz yerinde kanlı çizikler görüyorum; ve gurunun öfke bile getirmiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir tanrı ya da bir şeytanmışsın gibi yaltaklanırlar sana..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seni cezalandırırlar bütün erdemlerinden ötürü, içtenlikle hoşgördükleri ise yanlışlarındır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Görmedin mi kaç kez sustuklarını sen yanlarına yaklaştığında ve güçlerinin sönmekte olan bir ateşin dumanı gibi karıştığını havaya?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evet dostum, sen bir vicdan azabısın hemcinslerin için, çünkü onlar sana layık değiller. Bu nedenle senden nefret ederler ve kanını emmek isterler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hemcinslerin her zaman zehirli sinekler olacaklardır senin için."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kaç dostum kendi yalnızlığına - ve sert, sağlıklı bir havanın estiği yere. Senin yazgın sineklik olmak değildir. -"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle buyurdu Zerdüşt.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-3147952771367151754?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/3147952771367151754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=3147952771367151754' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3147952771367151754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3147952771367151754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/09/pazar-yerindeki-sinekler-zerine.html' title='Pazar Yerindeki Sinekler Üzerine...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-5260183453033577749</id><published>2008-08-17T18:11:00.006+03:00</published><updated>2008-08-17T18:22:56.556+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı İnsan'/><title type='text'>İnsan Önce İnsan Olmalı 2!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SKhANIdMlwI/AAAAAAAAAI0/VL6wTaehiBw/s1600-h/02082008425.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SKhANIdMlwI/AAAAAAAAAI0/VL6wTaehiBw/s400/02082008425.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235505161170622210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstanbul Vefa'da bir mezarlığın duvarının resimleri bunlar. Resimlerde de gayet rahatlıkla görülebildiği gibi, mezarlığın duvarını yaparken, içerideki mezar taşlarından kullanılmış. Şimdiiiii...  Duvarı, mezarlıktan aldıkları taşları kullanarak ören bir zihniyeti taşıyan cisme ya da cisimlere siz insan diyebilir misiniz? Biz diyemeyiz. Ee bu iş o kadar kolay değil, çünkü insan olabilmek için, önce insan olabilmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SKhAiYMvcaI/AAAAAAAAAI8/jUK05tsYJZE/s1600-h/02082008426.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SKhAiYMvcaI/AAAAAAAAAI8/jUK05tsYJZE/s400/02082008426.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235505526173823394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-5260183453033577749?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/5260183453033577749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=5260183453033577749' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5260183453033577749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5260183453033577749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/08/insan-nce-insan-olmal-2.html' title='İnsan Önce İnsan Olmalı 2!'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SKhANIdMlwI/AAAAAAAAAI0/VL6wTaehiBw/s72-c/02082008425.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6623308380694192004</id><published>2008-07-30T20:01:00.007+03:00</published><updated>2008-07-30T20:16:03.096+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Metro'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı İnsan'/><title type='text'>İnsan önce İnsan olmalı!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her zaman söylerim, bir insanın sahip olması gereken en öncelikli özellik insan olmaktır. Yani bir insan önce insan olmalı. Eğer bir insan insansa, o zaman ondan bir insandan beklenebilecek davranışları bekleyebilirsiniz. Eğer bir insan insan değilse, ondan ancak o zaman bir insandan beklenebilecek davranışları beklemeyebilirsiniz. Fakat, bu mesele o kadar kolay değildir. Etrafta bir de insana benzeyen, ama nedense insan gibi davranışlarda bulunmayanlar vardır. İşte mesele, bu kişilerin gerçekte ne oldukları meselesidir. Ben onların ne olduklarını bilemem tabii ki, ama sanırım ne olmadıklarını bilebilirim. Bunlar, ne yazık ki henüz insan olamamış, insanlıktan nasibini alamamış şeylerdir. Bir gün umulur ki, insan olurlar, onlar da bizim aramıza katılırlar. Allah'tan ümit kesilmez. Ne yazık ki aşağıdaki görüntülerin müsebbibi ya da müsebbibleri insan değiller, insan olamazlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJCgaJs_CvI/AAAAAAAAAIE/_hwAhYm2MJM/s1600-h/30072008417.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJCgaJs_CvI/AAAAAAAAAIE/_hwAhYm2MJM/s400/30072008417.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228855538518788850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJChL55351I/AAAAAAAAAIc/lLjvcV7HAOc/s1600-h/30072008419.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJChL55351I/AAAAAAAAAIc/lLjvcV7HAOc/s400/30072008419.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228856393271338834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJCgjlgvazI/AAAAAAAAAIU/GZUsAVJH2Zc/s1600-h/30072008420.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJCgjlgvazI/AAAAAAAAAIU/GZUsAVJH2Zc/s400/30072008420.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228855700602448690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6623308380694192004?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6623308380694192004/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6623308380694192004' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6623308380694192004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6623308380694192004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/07/insan-nce-insan-olmal.html' title='İnsan önce İnsan olmalı!'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_ZPrNOzser88/SJCgaJs_CvI/AAAAAAAAAIE/_hwAhYm2MJM/s72-c/30072008417.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2589892974177149969</id><published>2008-07-08T11:33:00.002+03:00</published><updated>2008-07-16T21:01:03.514+03:00</updated><title type='text'>Chris de Burgh Istanbul Konseri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçtiğimiz Pazar günü Wimbledon final maçının uzamasından dolayı yayınlanamayan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Chris de Burgh İstanbul konseri&lt;/span&gt;, eğer yine bir aksilik olmazsa, bu hafta Pazar günü (&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;20 Temmuz 2008&lt;/span&gt;) saat 21:00'da yayınlanacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon'dan izleme imkânı olmayanlar, &lt;a href="http://www.cnnturk.com/"&gt;CNNTurk'un websitesinden&lt;/a&gt;, Canlı Yayın'ı, tıklayarak da izleyebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçırmamanızı tavsiye ederim. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;P.S:&lt;/span&gt; Konser sırasında kendimi de görebileceğimi umuyorum, çünkü bir kere bir şarkı sırasında kalkıp arkadaşla dans ettik, o sırada kameralar bizi çekiyordu. Onun dışında, konserin son 40 dakikasını da sahnenin hemen önünde geçirdim. :) Üzerimde siyah bir Chris de Burgh t-shirt'ü vardı. :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2589892974177149969?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2589892974177149969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2589892974177149969' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2589892974177149969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2589892974177149969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/07/chris-de-burgh-istanbul-konseri.html' title='Chris de Burgh Istanbul Konseri'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-389770334539171969</id><published>2008-07-08T11:20:00.005+03:00</published><updated>2008-07-08T11:45:18.768+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Müzisyen'/><title type='text'>M. Mehdi Karimi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün yeni bir müzisyeni dinleme imkânım oldu: M. Mehdi Karimi. Kendisi İran'lı ve asıl işi denizcilik. Bununla birlikte olabildiğince profesyonel olarak müzikle de ilgilenmiş ve ilgilenmeye de devam ediyormuş. 2008 Mayıs'ında çıkan albümünü internetten de dinleyebiliyorsunuz. Bugün &lt;a href="http://mmehdikarimilellillu.fuzz.com/"&gt;sitesine&lt;/a&gt; girdim ve şarkılarını dinlemeye başladım. Şunu söylemeliyim ki, ilk şarkıyı dinlediğimde gerçekten çok şaşırdım, çünkü bu kadar güzel bir şarkı, melodi ve ses beklemiyordum. Sesi öyle ki, insanı sanki trans haline sokuyor, insana bir rahatlama hissi veriyor. İngilizce tabiriyle gayet soft, Türkçe tabiriyle de herhalde kadife sesli mi denir, bilemiyorum artık, :) ama her ne denirse densin, bence oldukça güzel ve etkileyici bir sesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şu ana kadar üç şarkısını dinledim ve hepsini de beğendim, fakat ilk şarkıyı sanırım diğerlerinden daha fazla beğendim. :) Eğer siz de kendisini dinlemek isterseniz, sitesini açın, site yüklendikten sonra, sağ tarafta müzik aleti gibi duran şekilden PLAY tuşuna basın ve şarkılar sırayla çalmaya başlayacaktır. İlk şarkı "Once n Forever"'a özel olarak dikkat etmenizi rica ediyorum. :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-389770334539171969?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/389770334539171969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=389770334539171969' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/389770334539171969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/389770334539171969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/07/m-mehdi-karimi.html' title='M. Mehdi Karimi'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-8118829318952399839</id><published>2008-07-02T19:36:00.009+03:00</published><updated>2008-07-02T19:58:59.682+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Kütüphane'/><title type='text'>Bir Kütüphane Macerası...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen gün bir arkadaşla İstanbul Üniversitesi kütüphanesinin özel bir bölümüne gittik. Genel Koleksiyonun olduğu binaya değil, ona beş dakika mesafede, İbn'ül Emin koleksiyonunun bulunduğu başka bir binaya gittik. Bina tabii tarihi bir bina, kocaman bir giriş kapısı vardı. Kapıdan girer girmez, sol ve sağ taraflarda antika türünden basım makinaları vardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuvuhL322I/AAAAAAAAAGs/r93JW047Dug/s1600-h/26052008390.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuvuhL322I/AAAAAAAAAGs/r93JW047Dug/s400/26052008390.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218457806955862882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuvX2KQr5I/AAAAAAAAAGk/teOPUDVkG-A/s1600-h/26052008389.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuvX2KQr5I/AAAAAAAAAGk/teOPUDVkG-A/s400/26052008389.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218457417449254802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kapıdan girince sizi hemen sağ tarafta bir güvenlik görevlisi bekliyor. İçeride sıcaktan mayışmış bir şekilde sandalyesinde oturmuş, muhtemelen kırk yılda bir gelen okuyucular veya araştırmacılar nedeniyle keyfi birazcık bozulan bir zat-ı muhterem. İlk önce ona, oraya neden geldiğimize, ne aradığımıza dair ayrıntılı bir şekilde hesap verdikten sonra, üst kata yönlendiriliyoruz. Üst kata çıkarken, sağda solda güzel ahşap kitaplıklar görüyorsunuz. Hemen onların da resimlerini çektim tabii.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuwf7QeVGI/AAAAAAAAAG0/dvzG7O_JK_E/s1600-h/26052008391.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuwf7QeVGI/AAAAAAAAAG0/dvzG7O_JK_E/s400/26052008391.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218458655768073314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Merdivenleri çıktıkça ve böyle güzel ahşap kitaplıkları gördükçe, galiba güzel ve tarihi bir yere geldik diye düşünmeye başladım. Kafamın bir köşesinde de bir zamanlar internette tesadüfen rastladığım &lt;a href="http://www.boredstop.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=156"&gt;dünyanın en güzel kütüphanelerinin resimleri&lt;/a&gt; vardı. Amerika'dan ve dünyadan çeşit çeşit kütüphaneler, hem görüntüleriyle, mimarileriyle, konforlarıyla, işlevsellikleriyle ve belki de modernlikleriyle o kadar güzeldilerki. O internet sitesinde, hatırladığım kadarıyla, Türkiye'den bir tane bile üniversite yoktu, ki zaten ben de şu ana kadar Türkiye'de öyle güzel bir kütüphane gördüğümü hatırlamıyorum. Gerçi Türkiye'deki bütün kütüphaneleri gezmedim, yine de dediğimde doğruluk payı büyüktür bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuyLZ0-TaI/AAAAAAAAAG8/UznFlrHYTMQ/s1600-h/26052008392.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuyLZ0-TaI/AAAAAAAAAG8/UznFlrHYTMQ/s400/26052008392.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218460502220230050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse, sonra üst katta bir odaya girdik ve orada da bir tane bilgisayar başında oturan bir görevli gördük. Sanırım o da öyle boş boş oturuyordu. Neyse, biz gelince bizimle ilgilenmeye başladı, arkadaşın istediği bir kaynağı bulmaya çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuy1BLqQAI/AAAAAAAAAHE/Na7ZbNgzsac/s1600-h/26052008393.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuy1BLqQAI/AAAAAAAAAHE/Na7ZbNgzsac/s400/26052008393.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218461217159004162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın künyesini alıp çıktı ve başka bir odaya geçti. Ben tam böyle, "aa ne güzel, bak ne güzel yardımcı olmaya çalışıyor" diye içimden geçirmeye başlarken, birkaç dakika sonra geri geldi ve güzide bir Türk memurundan beklendiği şekliyle mesai saatinin ne yazık ki bittiğini ve bu saatten sonra bize kitap veremeyeceğini söyledi. Bugün gidin, yarına gelin dedi. Ne diyelim, pek şaşırmadık. O gün gittik, yarın geldik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-8118829318952399839?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/8118829318952399839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=8118829318952399839' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/8118829318952399839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/8118829318952399839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/07/bir-ktphane-maceras.html' title='Bir Kütüphane Macerası...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_ZPrNOzser88/SGuvuhL322I/AAAAAAAAAGs/r93JW047Dug/s72-c/26052008390.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-4322238920903024394</id><published>2008-06-27T12:06:00.003+03:00</published><updated>2008-06-27T12:16:30.977+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Hayat'/><title type='text'>Hayatı Yaşamak, Hayatı Tüketmek</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bazı arkadaşlarım, hayatın hep olumsuz taraflarını gördüğümü söylüyorlar. Bir dereceye kadar haklı olabilirler, ama bazı durumlarda ise, insan ne yaparsa yapsın, sanki bütün olumsuzluklar onun üstüne üstüne geliyor gibi oluyor ve ne kadar iyi niyetli olmak isteseniz de, ne yazık ki olumsuzlukları görmeye devam etmek durumunda kalıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün akşamları evime birbuçuk, hatta bazen iki saatlik berbat ve işkenceli yolculuklardan sonra gidebiliyorum. Neredeyse bütün yolculuğum ayakta geçiyor. Üstelik sıkışıklık da cabası tabii ki. Geçen gün yanımdaki adamın, "1 metrekare alana 20 kişi sığdık, helal olsun" şeklindeki lafını uzun süre unutmam sanırım. Bir de bütün bunların üstüne, havanın sıcaklığı, herkesin terli oluşu, koku, sıcak, nem, vs. derken, o yapılan yolculuğun nasıl bir rezalet, nasıl bir insan-dışılık, nasıl bir sefillik halinde geçtiğini tahmin edebilirsiniz sanırım. Ben ki normalde pek fazla terlemeyen bir insanım, dün akşam eve geldiğimde, resmen terden sırılsıklam olmuştum. İğrenç ötesi bir durumdu tabii ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul güzel şehir... Ama, bu değerlendirmeye eklenmesi gereken o kadar çok "ama" var ki, bütün bu "ama"'ları bir araya getirdiğinizde, artık İstanbul'un güzelliği falan kalmıyor ortalıkta. Aksine, içinde yaşayan insanların birçoğunun sadece ızdırap çekerek günlerini geçirdikleri ve geçirmeye devam ettikleri bir işkence kafesi halini alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarımla oturduğumuz zaman kullandığım çok basit bir söz var ve ne yazık ki ben bunun doğruluğunu her gün biraz daha iyi anlıyorum: "Bazıları hayatı yaşıyor, bazıları ise tüketiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz hangisisiniz?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-4322238920903024394?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/4322238920903024394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=4322238920903024394' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4322238920903024394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4322238920903024394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/06/hayat-yaamak-hayat-tketmek.html' title='Hayatı Yaşamak, Hayatı Tüketmek'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-193206041221686746</id><published>2008-06-12T12:41:00.004+03:00</published><updated>2008-06-12T12:53:25.186+03:00</updated><title type='text'>Türkiye - İsviçre (2-1)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dün akşam yine ilginç maçlarımızdan birisini oynadık. Portekiz maçından sonra, artık "havalarda uçmayı" birazcık bıraktık. Ya da Portekiz tarafından bıraktırıldık desek daha doğru olur sanırım. Hatırlarsanız, Büyük İmparator Sinyor Fatih Terim, Portekiz maçı öncesinde, "Bize final oynamak yakışır!" şeklinde demeçler veriyordu. Tabii, bulunca dinleyenleri, insanın kendini tutabilmesi zor oluyor, içten geldikçe sallayası geliyor insanın! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Portekiz sayesinde gerçekleri biraz daha iyi görmeye başladıktan sonra, geldik İsviçre'ye... Ben İsviçre - Çek Cumhuriyeti maçını seyretmiştim ve orada gördüğüm kadarıyla İsviçre hiç de öyle kolay lokma değildi, nitekim bunu bize de gösterdiler. Fakat bizim takımın hakkını da vermek lâzım açıkcası. Yağmur gerçekten bizi olumsuz etkiledi. Evet, onlar da bizimle aynı sahada oynuyorlardı, fakat oyuncuların özellikleri açısından yağmurlu ve ağır bir sahadan bizim oyuncularımız daha olumsuz etkilendi. İsviçre'nin oyuncuları bizimkilere nispeten daha "düz", daha sıradan oyuncular, bizim oyuncularımız ise İsviçre'ye nazaran daha "teknik" oyuncular. O yüzden sahada kısa paslarla ilerlemeye, adam geçmeye ve teknik ile birşeyler yapmaya çalışan milli takımımız, saha ağırlaştıktan sonra neredeyse hiç top oynayamaz hale geldi. Diğer taraftan İsviçre ise uzun toplarla kalemizde tehlike oluşturmaya çalıştı ve sonunda golü de buldu. İkinci yarı hem sahanın biraz düzelmesi, hem de Sinyor Büyük İmparator Fatih Terim'in oyuncu değişiklikleri ile biraz kendimize geldik. Semih yine kendinden bekleneni yaptı ve oyuna girer girmez, farkını ortaya koyup, şahane bir kafa golüyle klasını gösterdi. Sanırım bundan sonra artık Nihat'ı tek santrafor olarak oynatma inadından vazgeçer Sinyor Terim. Bence maçın hakkı 1-1 idi, ama son dakikada işte o bahsettiğimiz "teknik" devreye girdi ve bize Arda'nın klas golüyle 3 puanı getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gözlerimiz Çek Cumhuriyeti maçında... Bakalım bu maçta nasıl bir kadroyla çıkacağız ve neler yapacağız. Benim ümidim, Sinyor Terim'in ileride yine Semih'i oynatması ve onun yanında da Nihat'a görev vermesi. Sol tarafta artık Uğur Boral'a da şans vermesini bekliyorum, çünkü Uğur'un soldan yapacağı ortalarla Semih'in epey pozisyon bulabileceğini düşünüyorum. Evet, Çek savunması uzun boylu ve Semih de o kadar uzun bir santrafor değil, ama yine de Semih'in kendinden çok daha uzun oyuncularla hava mücadelesine girebildiğini ve başarılı olabildiğini unutmamak lazım. Nitekim İsviçre defansı da öyle pek kısa boylu bir defans değildi, ama Semih yine ustalığını ve kalitesini gösterip, kafa golünü atmayı başardı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-193206041221686746?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/193206041221686746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=193206041221686746' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/193206041221686746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/193206041221686746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/06/trkiye-isvire-2-1.html' title='Türkiye - İsviçre (2-1)'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6008479984758291097</id><published>2008-05-21T12:37:00.001+03:00</published><updated>2008-05-21T12:38:52.526+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Orhan Veli'/><title type='text'>İstanbul</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gürültüden başka birşey yok!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6008479984758291097?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6008479984758291097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6008479984758291097' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6008479984758291097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6008479984758291097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/05/istanbul.html' title='İstanbul'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6321775082728228435</id><published>2008-05-05T14:35:00.004+03:00</published><updated>2008-05-06T15:39:46.588+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Tarja'/><title type='text'>Tarja'lar ve Bye-Bye...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bazı insanlar geçmişleriyle yaşayamazlar. Geçmişin izleri, hatıraları, anıları, kişileri, kurumları, yaşanmışlıkları onlara ağır gelir. Onları unutmak, silmek, atmak ve, sanki mümkünmüş gibi, tekrardan ve sıfırdan başlamak isterler. Zihinlerini, hafızalarını temizlemek isterler. Unutarak rahatlayacaklarını düşünürler. Unutmak isterler, geçmişi temizlemek isterler, çünkü orada yanlış, kötü, hatalı yaptıklarını düşünürler. Buna inanırlar. Geçmişe günah &amp;amp; sevap ikileminde bakarlar; hayata da öyle. O yüzden unutmak isterler, af dilenmek ve günahlardan arınmış, hatalardan temizlenmiş bir şekilde yeni maceralarda yol almak ve yaşamak isterler. Aslında herkes gibi onlar da mutlu olmak isterler. Ama mutluluğu, geçmişlerini silmeye, unutmaya çalışarak, bir zamanlar önem verdikleri, değer verdikleri şeyleri, kişileri, kurumları, yaşanmışlıkları değersizleştirmeye çalışarak bulmaya çalışırlar. Yanılırlar. Değersizleştirdikleri aslında kendileri olurlar da, bunun farkına ne yazık ki varamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nightwish'in aşağıdaki şarkıyı, gruptan ayrılan Tarja'ya ithafen yazdığı söylenir. Ben de şarkıyı bütün Tarja'lara ithaf etmek istedim. :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6321775082728228435?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6321775082728228435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6321775082728228435' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6321775082728228435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6321775082728228435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/05/tarjalar-ve-bye-bye.html' title='Tarja&apos;lar ve Bye-Bye...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7830110588808900211</id><published>2008-05-05T14:34:00.001+03:00</published><updated>2008-05-05T14:34:53.557+03:00</updated><title type='text'>Nightwish - Intro + Bye Bye Beautiful</title><content type='html'>&lt;div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'&gt;&lt;p&gt;&lt;object height='350' width='425'&gt;&lt;param value='http://youtube.com/v/2yO-L2CPTZU' name='movie'/&gt;&lt;embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/2yO-L2CPTZU'/&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7830110588808900211?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7830110588808900211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7830110588808900211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7830110588808900211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7830110588808900211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/05/nightwish-intro-bye-bye-beautiful.html' title='Nightwish - Intro + Bye Bye Beautiful'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7619490430981473249</id><published>2008-04-27T23:23:00.001+03:00</published><updated>2008-04-27T23:23:08.311+03:00</updated><title type='text'>Nightwish - Phantom of the Opera LIVE</title><content type='html'>&lt;div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'&gt;&lt;p&gt;&lt;object height='350' width='425'&gt;&lt;param value='http://youtube.com/v/sAI9pYweJ-k' name='movie'/&gt;&lt;embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/sAI9pYweJ-k'/&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Operadan konu açılmışken, bir de Tarja'dan Phantom of the Opera'yı dinlemek lazım gelir!... :)&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7619490430981473249?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7619490430981473249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7619490430981473249' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7619490430981473249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7619490430981473249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/nightwish-phantom-of-opera-live.html' title='Nightwish - Phantom of the Opera LIVE'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-4485165087875037917</id><published>2008-04-27T20:05:00.001+03:00</published><updated>2008-04-27T20:05:06.207+03:00</updated><title type='text'>Alin Aylin Yagcioglu Konser</title><content type='html'>&lt;div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'&gt;&lt;p&gt;&lt;object height='350' width='425'&gt;&lt;param value='http://youtube.com/v/vvuvTuznn98' name='movie'/&gt;&lt;embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/vvuvTuznn98'/&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu da bir önceki yazıda bahsettiğim konserden bir parça.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-4485165087875037917?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/4485165087875037917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=4485165087875037917' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4485165087875037917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4485165087875037917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/alin-aylin-yagcioglu-konser.html' title='Alin Aylin Yagcioglu Konser'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2663204564314685822</id><published>2008-04-27T19:39:00.004+03:00</published><updated>2008-04-27T19:48:40.324+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Konser'/><title type='text'>Maçka'da Bir Konser: Alin Aylin Yagcioglu</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SBSt1eU5r0I/AAAAAAAAAFs/KQVsgPhOf-Q/s1600-h/24042008334.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193967404450426690" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SBSt1eU5r0I/AAAAAAAAAFs/KQVsgPhOf-Q/s400/24042008334.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçtiğimiz hafta perşembe akşamı bir arkadaşımın konserine gittim. İTÜ'nün Maçka kampüsünde verilen konser oldukça güzel geçti diyebilirim. Özellikle klasik müzik, opera türünden müziklerle pek fazla haşır neşir olmayan kulaklar, zihinler için, yani benim için, güzel bir tecrübeydi diyebilirim. Bu alanlarda pek fazla bilgim yoktur, o yüzden ahkam kesemeyeceğim, ama bir dinleyici olarak, dinlemekten zevk aldığım bir konser oldu. Aylin'in performansı da bence çok güzeldi. Şu sırada Youtube'a konser sırasında kaydettiğim bir şarkının videosunu eklemeye çalışıyorum. Eğer ekleyebilirsem, bu yazıdan sonra, bloga onu da eklemeye çalışacağım. Bu sayede siz de dinleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada İTÜ'nün Maçka kampüsüne de bu zamana kadar hiç gitmemiştim, orayı da bu vesileyle biraz görmüş oldum. Gerçekten güzel bir yere kurulmuş kampüs ve yapıların mimarisi de oldukça hoş.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2663204564314685822?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2663204564314685822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2663204564314685822' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2663204564314685822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2663204564314685822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/makada-bir-konser-alin-aylin-yagcioglu.html' title='Maçka&apos;da Bir Konser: Alin Aylin Yagcioglu'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SBSt1eU5r0I/AAAAAAAAAFs/KQVsgPhOf-Q/s72-c/24042008334.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-3308032315694638284</id><published>2008-04-23T18:44:00.016+03:00</published><updated>2008-04-30T10:05:32.210+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Gezi'/><title type='text'>Kısa Bir Gezi: Bebek – Bahçeköy</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9anuU5rsI/AAAAAAAAAEs/oYDoLHvP6OE/s1600-h/23042008306.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192468533878566594" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9anuU5rsI/AAAAAAAAAEs/oYDoLHvP6OE/s400/23042008306.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün öğlene doğru 11 civarında yola çıktım, sahilden giden otobüse bindim. İlk kargo gördüğüm yerde inecektim. Çok uzun sürmedi, Tarabya’da bir kargo gördüm ve otobüsten indim. Kargo işimi hallettikten sonra tekrar otobüse bindim ve Bebek’e doğru yol aldım. Bebek parkına gelince otobüsten indim ve parkın içerisinde bir bankta oturmaya başladım; sonra düşünmeye ve sonra &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9aIuU5rrI/AAAAAAAAAEk/CSGPXdApX9M/s1600-h/23042008306.jpg"&gt;&lt;/a&gt;da yazmaya tabii ki. :)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9bI-U5rtI/AAAAAAAAAE0/rxoDDcUuqds/s1600-h/23042008309.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192469105109216978" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9bI-U5rtI/AAAAAAAAAE0/rxoDDcUuqds/s400/23042008309.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Epey bir zamandır, aralıklarla da olsa, Gramsci’nin “organik entelektüellik” kavramı üzerinde düşünüyordum. Bugün de onun konu hakkında yaptığı bazı tartışmalarından yola çıkarak hem kendimi (eğer ben de bir entelektüelsem), hem de çevremde tanıdığım ve tanımadığım diğer entelektüelleri (arkadaşlarımı, hocalarımı, vs. ) düşünmeye başladım. Verimli geçen bir düşünme ve yazma sürecinin ardından, acıkan karnımı doyurabilmek için bir yer aramaya başladım. Eskiden olsa, “yeni” bir şeyler deneme konusundaki korkumla, çekingenliğimle, muhtemelen kendime en “yakın” hissettiğim bir yerde, hiç “risk” almadan bir şeyler yemek isterdim. Şimdi ise, her yeni deneme, yeni bir tattır, yeni bir tecrübedir, maceradır düşüncesinden hareketle küçük, ama ilginç bir yere girmeye karar verdim. Bir dahaki sefere başka yere de girebilirim ve bu şekilde girdiğim yerlerin gerçek değerini daha iyi idrak edebilirim. Girdiğim yerde bir porsiyon köfte yedim, ki yerin adı da zaten Bebek Köftecisi idi. Küçük bir tabakta 7-8 köfte ile yarım domates ve biraz pilava 6 YTL verdim. Ardından Parka döndüm, biraz oturduktan sonra, sahil boyunca Sarıyer’e doğru yürümeye karar verdim. Bu sayede sahilde yürümeye ve oturmaya değecek bazı yerleri aklıma yerleştirmeye çalışmak istiyordum. İleride kullanabilmek için bilgim, tecrübem olsun istedim kısaca. Parktan sonra sahil yolu güzel, hem yürüme açısından, hem de oturma açısından.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9cDOU5ruI/AAAAAAAAAE8/X2Q_YWtqCVM/s1600-h/23042008312.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192470105836596962" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9cDOU5ruI/AAAAAAAAAE8/X2Q_YWtqCVM/s400/23042008312.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yürürken biraz ileride karşınıza Fatih Sultan Mehmet köprüsü çıkıyor, sol tarafınıza da Rumeli Hisarı. Eğer vaktiniz varsa, gündüz saat 16:30’a kadar açık olan Rumeli Hisarı’nı ziyaret edebilirsiniz. (Normal ziyaretçi 2 YTL, Öğrenci ücretsiz). Benim vaktim vardı ve saat de daha 3 civarındaydı, o yüzden bu zamana kadar, nedense, hiç girmediğim Hisara bir girmek istedim. Hisara girdikten sonra sol taraftan başlamak daha mantıklı sanırım. Sağ taraftaki kulelerin hepsi tek tırmanmalık, yani oralardaki kulelerin birbirleriyle bağlantıları yok. O yüzden her kuleye tek tek tırmanmak zorunda kalıyorsunuz, eğer “acaba oradan bakınca nasıl görünüyor” diye merak ediyorsanız. Sol taraftaki yapılar arasında ise merdivenle bağlantılar var, o yüzden en alttan başlayıp merdivenle tepeye kadar çıkabiliyorsunuz. Soldan başlayıp, sağda bitirmek en iyisi sanırım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9cbuU5rvI/AAAAAAAAAFE/_H5ZpkuMM4o/s1600-h/23042008325.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192470526743391986" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9cbuU5rvI/AAAAAAAAAFE/_H5ZpkuMM4o/s400/23042008325.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ayrıca Hisar içinde bazı kısımlarda oturmak, dinlenmek için banklar da var. Buralarda oturup, boğazı tepeden, çok güzel bir açıdan görüp, bir süre vakit geçirilebilir. Banklar yeşillikler arasında ve ağaçların altında olduğu için gölgelikte kalıyor, o yüzden bu da bir avantaj tabii. Hisarın çeşitli kulelerinde telsizli güvenlik görevlileri var ki, bu da gerçekten önemli ve güzel bir uygulama.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9cxuU5rwI/AAAAAAAAAFM/pvHve97Rnqg/s1600-h/23042008319.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192470904700514050" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9cxuU5rwI/AAAAAAAAAFM/pvHve97Rnqg/s400/23042008319.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hisarın, özellikle üst, yüksek kısımları gerçekten çok huzurlu diyebilirim. Sanırım insanın “şeylere” üstten, kuşbakışı bakma zevki bu huzurlu hisleri sağlayan önemli etkenlerden biri. İkinci etken, hem surlardan dolayı, hem de uzaklıktan dolayı olsa gerek, aşağıda akan trafiğin sesinin, gürültüsünün pek duyulmaması olabilir. Dolayısıyla huzurunuz bozan bir trafik gürültüsü duymuyorsunuz. Fakat gemilerin, özellikle büyük olanların gürültüleri ve de arada sırada geçen helikopterlerin, uçakların gürültüleri biraz rahatsız edici oluyor açıkçası. Diğer taraftan ise, bütün bunlarla adeta yarışırcasına, mücadele edercesine yükselen başka bir ses var ki, o da size tatmakta olduğunuz huzuru yeniden hatırlatıyor ve zihniniz yeniden durulmaya, yüz hatlarınız yeniden gevşemeye ve genel anlamda yeniden bir rahatlama hissine kapılmaya başlıyorsunuz. O büyülü sesler de tabii ki etrafınızda şakıyan türlü türlü kuşlardan geliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9dRuU5rxI/AAAAAAAAAFU/5M2Zfs0e_2M/s1600-h/23042008324.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192471454456327954" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9dRuU5rxI/AAAAAAAAAFU/5M2Zfs0e_2M/s400/23042008324.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ara sıra buraya gelip, kulelere çıkıp, İstanbul’u, biraz da buradan seyretmek gerekiyor bence. Kulelerden birine oturup, dinlenmeniz, tarih içinde, hayal dünyanızda bazı gezintilere çıkmanız iyi olabilir. Benim için gerçekten güzel oldu. :) Tarih içinde ve hayal dünyamda yaptığım bazı gezileri Topkapı Sarayı civarında yapmışımdır, bu sefer de kısmet Rumeli Hisarı’naymış! :) Oturduğunuz yerden, içinde bulunduğunuz mekanın 300-400 yıl önceki dönemlerine gitmeniz, insanda ilginç duyguların/hislerin oluşmasına, ilginç düşüncelerin ortaya çıkmasına vesile oluyor bence. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9dneU5ryI/AAAAAAAAAFc/QA2WHwhhBfk/s1600-h/23042008329.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192471828118482722" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9dneU5ryI/AAAAAAAAAFc/QA2WHwhhBfk/s400/23042008329.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hisardan çıktıktan sonra o civarda birçok kafe vs. var. O kafelerden bir tanesinde, Hisar’dan çıktıktan sonra, sıcak-soğuk bir şeyler içilebilir. Eğer karnınız açsa, yemek için de çeşitli yerler var. Benim dikkatimi ise daha ziyade küçük bir yer çekti. Adı, Sade Kahve olan bu yer, bir kafenin üst katında yer alan eski ahşap bir evin içerisinde yer alıyor. Tabelasında yazdığına göre ev yemekleri yapıyorlar. Buradan hareketle vejetaryen bir şeyler de bulabilmek mümkün olabilir sanırım. Başka bir gün gelip, bu yeri keşfetmeye çalışacağım, hem mönülerini, lezzetlerini, konforlarını, servis kalitelerini ve hem de ücretlerini tabii ki! :) Bakalım beğenecek miyim. :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9d6OU5rzI/AAAAAAAAAFk/TKtjYtaDGfQ/s1600-h/23042008330.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192472150241029938" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9d6OU5rzI/AAAAAAAAAFk/TKtjYtaDGfQ/s400/23042008330.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yemeği de yedikten sonra ayrılmak için otobüs durağı arayacaksanız, Sarıyer istikametine doğru 10-15 dakikalık bir yürüyüşten sonra, önce Beşiktaş istikameti için bir durak, ardından da Sarıyer istikameti için bir durak bulabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-3308032315694638284?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/3308032315694638284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=3308032315694638284' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3308032315694638284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3308032315694638284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/ksa-bir-gezi-bebek-baheky.html' title='Kısa Bir Gezi: Bebek – Bahçeköy'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SA9anuU5rsI/AAAAAAAAAEs/oYDoLHvP6OE/s72-c/23042008306.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6395570375467829476</id><published>2008-04-21T23:07:00.004+03:00</published><updated>2008-05-06T20:34:52.182+03:00</updated><title type='text'>Beşiktaş - Ortaköy Arasında...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Trafikte durduğum, içinde oturduğum otobüsten dışarıya bakıyorum. Etrafımda diğer yolcular, kimileri oturuyor, kimileri ayakta. Pencereden dışarı bakıyorum, yanımda, caddeden diğer araçlar akıp gidiyor, kimi jeeplerle, kimi motosikletlerle. Kulağımda mp3 çalarım; &lt;a href="http://www.hellosaferide.com/"&gt;Hello Saferide&lt;/a&gt;, "&lt;a href="http://www.hellosaferide.com/?page_id=5#loneliness"&gt;Loneliness is Better When You're Not Alone&lt;/a&gt;" çalıyor. Aklıma o geliyor ve sonra onun yanımda oturduğunu hayal etmeye başlıyorum. Kulaklığın birini ona veriyorum, diğerini ben takıyorum. Önce, her zaman yaptığı gibi yan gözlerle bana bakıyor, ardından da başını omzuma yaslayıp, pencereden dışarıya...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6395570375467829476?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6395570375467829476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6395570375467829476' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6395570375467829476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6395570375467829476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/beikta-ortaky-arasnda.html' title='Beşiktaş - Ortaköy Arasında...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7430423721229716235</id><published>2008-04-09T01:07:00.005+03:00</published><updated>2008-04-30T10:06:03.371+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Feyzullah'/><title type='text'>Ben Ölmüşüm de Haberim Yokmuş!!!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yıllardır önünden geçiyordum, bugün farkettim, ya da daha doğrusu anlayabildim mi diyelim. Anlayabildim ki, aslında ben ölmüşüm de, haberim yokmuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R_vs9Gd9JYI/AAAAAAAAAEU/0PBrVJMd68c/s1600-h/08042008278.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5186999930299688322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R_vs9Gd9JYI/AAAAAAAAAEU/0PBrVJMd68c/s400/08042008278.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5187000084918510994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R_vtGGd9JZI/AAAAAAAAAEc/HuScQKigNV4/s400/08042008277.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7430423721229716235?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7430423721229716235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7430423721229716235' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7430423721229716235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7430423721229716235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/ben-lmm-de-haberim-yokmu.html' title='Ben Ölmüşüm de Haberim Yokmuş!!!'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R_vs9Gd9JYI/AAAAAAAAAEU/0PBrVJMd68c/s72-c/08042008278.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-3738553302508333048</id><published>2008-04-02T02:17:00.004+03:00</published><updated>2008-04-02T02:34:21.529+03:00</updated><title type='text'>Yahudi'ler, Turk'ler, Ozbek'ler &amp; Israil, Filistin, Isvec</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yahudilere, Filistin'lilere olan davranislari noktasinda bircok konuda elestiriler yapilir. Gecenlerde duydugum bir elestiri Tevrat'tan devsirilme bir elestiriydi ve Musluman bir bilimadami tarafindan yapiliyordu. Elestiri mantikli ve ic tutarligi olan bir elestiriydi. Hatirladigim kadariyla Tevrat'ta mealen soyle bir ayet varmis: "Ey Yahudiler! Yabancilara eziyet etmeyin, onlara kotu davranmayin. Hatirlayin ki, siz de bir zamanlar Misir diyarinda yabanciydiniz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan hareketle, Yahudilerin, Filistin'lilere yaptigi kotu muameleyi elestiriyordu o Musluman bilimadami, Yahudilerin kitaplarindan onlara ornekler vererek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada sahit oldugum bazi olaylar, zihnimde bu duruma benzer bir anlayis olusturdu diyebilirim. Herkesin malumu, Turk'ler, 1960'larda, 1970'lerde ilk olarak Avrupa'nin cesitli ulkelerine isci olarak goc etmeye basladigimizda bircok sorunla karsilasmisti. Bircok haktan mahrum olarak, zorlu islerde calistirilmislardi. Cok uzun calisma saatleri vardi ve kotu sartlar altinda calismislardi. Bu durum ozellikle ilk giden nesiller icin gecerliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi burada gordugum durum da benzer bir durum acikcasi. Ulkelerinden Avrupa'nin cesitli ulkelerine para kazanmak umuduyla goc eden Ozbekler taniyorum. Bazilari benimle ayni evde kaliyorlar. Yaptiklari isleri, calistiklari ortamlari ve kosullari biliyorum. Ne kadar zor sartlar altinda, ne kadar uzun saatler calistiklarini biliyorum. Sigortalarinin nasil dalaverelerle az odendigini biliyorum. Haklarinin nasil verilmedigini, anlatilmadigini biliyorum. Ve bildigim birsey daha var ki, o da beni hayrete dusuruyor. Bu insanlarin isvereni, 1970'lerde Isvec'e calismak icin gelen bir Turk. Vakti zamaninda Isvec'te benzer sikintilari cekmis, yasamis bir insan, ama simdi isveren konumuna geldigi vakit, bir zamanlar kendisinin yasadiklarini, uc-bes kurus daha fazla kazanabilmek ugruna baskalarina ayni sekilde, hatta belki de daha siddetli olarak, yasatmaktan geri kalmiyor. Simdi yukaridaki ayeti hatirlatikdan sonra, insanin durup da bu Turk'lere neler diyesi geliyor neler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en azindan ayetten yola cikarsak, sunlari diyebilirdik sanirim: "Ey Turk'ler, gocmen iscilere eziyet etmeyin, onlara kotu davranmayin, onlari gunde 14 saat calistirmayin, onlarin haklarini gasp etmeyin, onlarin sigortalarini eksik odemeyin, onlarin izin haklarini verin, onlara zulum etmeyin. Hatirlayin ki, siz de bir zamanlar bu diyarlarda gocmen isciydiniz!"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-3738553302508333048?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/3738553302508333048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=3738553302508333048' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3738553302508333048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3738553302508333048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/04/yahudiler-turkler-ozbekler-israil.html' title='Yahudi&apos;ler, Turk&apos;ler, Ozbek&apos;ler &amp; Israil, Filistin, Isvec'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2809134450766034954</id><published>2008-03-25T22:22:00.004+02:00</published><updated>2008-04-30T10:06:24.227+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Halk'/><title type='text'>Kimdir Halk?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Su anda NTV'de "Neden" programini izliyorum. Ekrem Dumanli programin basindan beri "halk" diye bir analiz birimi kullaniyor ve butun argumanlarini da bu "halk" ve o halkin "algilamalari" uzerinden mesrulastirmaya calisiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ediyorum, kim oluyor bu halk? Her argumani mesrulastirmada istenilen yere cekilebiliyor. Dumanli'nin zihnindeki halk neden boyle tek parca ve hep birlikte dusunuyor? Boyle birseyin olabilmesi mumkun mu? Kanaatimce, Dumanli'nin ifade ettiginin aksine, toplumsal alanla ilgili analizler yaparken belirli sosyo-ekonomik ve ideolojik gruplara mensup sosyal siniflardan bahsedebiliriz diye dusunuyorum. Yoksa, bu tur ayri sosyal siniflarin ustunde, "halk" diye genel, ortak, herkesi icine alan bir analiz birimi yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2809134450766034954?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2809134450766034954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2809134450766034954' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2809134450766034954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2809134450766034954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/03/kimdir-halk.html' title='Kimdir Halk?'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6100038030354112841</id><published>2008-03-16T20:06:00.001+02:00</published><updated>2008-03-16T20:06:02.411+02:00</updated><title type='text'>Charlotte Perrelli - Hero</title><content type='html'>&lt;div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'&gt;&lt;p&gt;&lt;object height='350' width='425'&gt;&lt;param value='http://youtube.com/v/Q8nnX6ePtGw' name='movie'/&gt;&lt;embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/Q8nnX6ePtGw'/&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu da Isvec'in bu seneki Eurovizyon temsilcisi. Benim favorim degildi, ama yine de guzel bir parca bence.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6100038030354112841?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6100038030354112841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6100038030354112841' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6100038030354112841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6100038030354112841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/03/charlotte-perrelli-hero.html' title='Charlotte Perrelli - Hero'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-3270454136262950363</id><published>2008-03-16T20:03:00.001+02:00</published><updated>2008-03-16T20:03:13.449+02:00</updated><title type='text'>Isvec'te Eurovizyon - Finalist 10 Sarki</title><content type='html'>&lt;div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'&gt;&lt;p&gt;&lt;object height='350' width='425'&gt;&lt;param value='http://youtube.com/v/b5BmNlqgx4E' name='movie'/&gt;&lt;embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/b5BmNlqgx4E'/&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Iste bunlarda finalde yarisan 10 sarki. Slow, hizli, rap, rock, dans, folk, Ingilizce, Isvecce, vs. nasil bir cesitlilik oldugunu gorebilirsiniz... Sonucta bu cesitliligin arasindan secmesi de halka kalmis, bizdeki gibi TRT'nin ulu, bilge burokratlarina degil!&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-3270454136262950363?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/3270454136262950363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=3270454136262950363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3270454136262950363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/3270454136262950363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/03/isvec-eurovizyon-finalist-10-sarki.html' title='Isvec&amp;#39;te Eurovizyon - Finalist 10 Sarki'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2599191890504955166</id><published>2008-03-16T19:37:00.004+02:00</published><updated>2008-06-12T12:39:59.848+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Eurovizyon'/><title type='text'>Isvec'te Eurovizyon</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Turkiye'de Eurovizyon'a cok fazla onem verilmez. Yarisma iki donemde tartisilir. 1) Yarismaya katilacak sarki belirlenecegi zaman. 2) Yarismanin yapildigi zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Yarismaya katilacak sarkinin belirlenmesi otoriter toplumsal karakterimize, ataerkil aile yapimiza, totaliter siyasi zihniyetimize vs. uygun olarak birkac ulu burokrat bilge tarafindan belirlenir. Kendisine bu kutsal gorev teblig edilen sarkici veya grup katilacaklari sarki uzerinde calismalarina baslarlar ve bir sure sonra da bir parcayla ortaya cikarlar. Sonra tartismalar baslar, yok efendim dili Ingilizceydi, yok efendim soyleydi, yok efendim boyleydi, bilmem neydi... Tartismalar sarkinin diline, sekline, tipine, kalitesine vs. yonelik olur, sarkinin ve sarkicinin nasil belirlendigine yonelik degil. Yani sanki kimin yarismaci olacagini TRT'nin bazi burokratlarinin belirlemesi normaldir de, secilen sanatcinin sarkiyi Ingilizce hazirlamasi anormaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Ikinci donemde yapilan tartismalar icin artik cok gectir. Olan olmustur. Yurtdisinda yasayan milyonlarca gurbetcimizin oylarina ragmen, ki bu oylari sarkimiz ne kadar dandik olursa olsun verirler, yine yarismayi kazanamamisizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isvec'te ise yarismaya daha fazla onem verilir, yarisma hakkinda daha fazla konusulur. Ama mesele daha fazla onem verilmesi, hakkinda daha fazla konusulmasi degil de, sarkinin nasil belirlendigi meselesidir. Secimle, demokratik rekabetle, acik rekabetle, vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dun itibariyla Isvec'te uzun bir surec sona erdi ve Isvec'i Eurovizyon'da temsil edecek sarki belirlendi. Sadece finalde yarisan sanatcilarin sayisi 10 ve Eurovizyon surecine katilan butun sanatcilarin sayisi toplamda yaklasik 30 kadar. Sanirim bu rakamlar belirlenen son sarkinin nasil bir surecten gectigi hakkinda zihinlerde bir resim olusturuyordur. Ama diger taraftan dusununce, ne geregi vardi canim da diyebilirsiniz. TRT'den bir-iki ulu, bilge kisi oturur, iki dakika da belirlerdi kimin katilacagini, bu kadar tantanaya ne gerek vardi!!!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2599191890504955166?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2599191890504955166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2599191890504955166' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2599191890504955166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2599191890504955166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/03/isvecte-eurovizyon.html' title='Isvec&apos;te Eurovizyon'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-5042669989021192309</id><published>2008-03-05T16:26:00.004+02:00</published><updated>2008-06-12T12:41:26.542+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Futbol'/><title type='text'>Fenerbahce Ceyrek Finalde</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;Atilla abi cagirmis olmasina ragmen, ilk maci izlemeye gitmemistim. Bu sefer ise gitmeye karar verdim. Cafe-bar tarzi bir yere girdik. Oturacak yerler dolu oldugundan, barin kenarinda kendimize ayakta bir yer bulmaya calisiyorduk. Etrafa bakinirken barin sahibi Turk geldi ve yanimiza dikilip, gayet kabaca: "Evet, ne istemistiniz?" seklinde sordu. Bizden hemen bir cevap gelmeyince de, karsimizda durmaya devam ederek ve israrli israrli suratimiza bakarak kendisinden icecek olarak birsey istememizi bekledi. Sonunda bu duruma dayanamayan Atilla abi, birer kahve soyledi.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174268035133729090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R86xXQ7N6UI/AAAAAAAAAEM/v-R6Zfg6Muo/s400/04032008196.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sonra mac basladi... Maci izlemeye sadece Turk'ler degil, Araplar da gelmisti. Onlar da tabii ki Fenerbahce'yi destekliyorlardi. Macin ilk 10 dakikasinda iki talihsiz gol yedigimizde, icimizde hissettigimiz hisler cok ilgincti. Yabancilarin biraz alaya kacan gulusmeleri, bizim biraz kizarmaya, bozarmaya baslayisimiz, vs. birbirine karismisti. Derken Sevilla'nin hizi biraz kesildi ve sahneye Deivid cikti. Onun goluyle tekrar umutlandik, fakat o halimiz de cok uzun surmedi. Bu sefer de Kanoute sahneye cikip, farki tekrar ikiye cikardi. Biz tekrar sus-pus olduk. O dakidadan sonra ise oyunun sekli degismeye basladi. Fenerbahce organize bir sekilde oynamaya, pas yapmaya, top cevirmeye ve rakip kaleye dogru ciddi sekilde ilerlemeye basladi. Bu siralarda Sevilla neredeyse oyunda hic yoktu. Devre bitmeden bir-iki onemli atak yakaladi Fenerbahce, ama bunlari degerlendirememisti. Ikinci yariya baslarken umutluyduk, cunku hem Fenerbahce guzel oynuyordu, hem de rakip Sevilla'nin gercekten cok bariz zayif oldugu bir noktasi vardi: Defansi. Kazandigimiz her duran top Sevilla kalesinde bizim icin penalti gibi bir etki yapiyordu. Zaten iki golumuzu de duran toptan bulduk ve duran toplardan da yine cok onemli pozisyonlar kacirdik. Mac 2-3 olduktan sonrasi zaten inanilmaz bir heyecandi. Bir taraftan diken ustundeydik, 5 oyuncumuz sari kartliydi ve rakip oyuncular da her pozisyonda kendilerini yere atiyorlardi. Her an bir oyuncumuz kirmizi kart gorecek diye hop oturup, hop kalkiyorduk. Mac ilerliyor, Fenerbahce guzel oyununu surduruyordu. Artik macin sonlarina dogru, Fenerbahce bir gol daha atmak icin saldirsa mi, yoksa yavaslayip maci uzatmalara goturmeye calisa mi diye dusunuyor, karar veremiyorduk. Sonra uzatmalar ve sonra penalti atislari... Maci izleyenler bilir, gercekten muthis bir heyecan firtinasiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbola karsi, ozellikle maganda anlayisli taraftarlar yuzunden, uzunca bir suredir antipati beslemeye devam ediyordum ve hala da eskisi gibi sevdigimi soyleyemem. Fakat dun aksamki Fenerbahce macinda aldigim izleme zevkini, heyecani tatma zevkini, o anlari yasama zevkini kolay kolay unutabilecegimi pek sanmiyorum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-5042669989021192309?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/5042669989021192309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=5042669989021192309' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5042669989021192309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/5042669989021192309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/03/fenerbahce-ceyrek-finalde.html' title='Fenerbahce Ceyrek Finalde'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R86xXQ7N6UI/AAAAAAAAAEM/v-R6Zfg6Muo/s72-c/04032008196.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7598060448716245337</id><published>2008-02-19T21:15:00.004+02:00</published><updated>2008-06-12T12:41:09.634+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Özgürlük'/><title type='text'>Ozgurluk ve Guvenlik</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Simdi size Özgürlük ve Güvenlik’ten sordugumda, bana Platon’dan baslayip, Nietzsche’yle veya daha bilumum cafcafli filozoflarla bitirdiginiz, felsefi kavramlarla bezenmis, süslenmis, püslenmis, allanmis, pullanmis kelimelerle bir seyler söyleyeceksiniz. Fakat aslinda gerçekten ne diyeceksiniz, dediklerinizle, gerçekte ne söylemis olacaksiniz? Siz yasadiginizi, teneffüs ettiginizi, hissettiginizi mi, yoksa birilerinin kelimelerini, fantezilerini, hayallerini, ideallerini mi konusacaksiniz? Acaba, kendinizin aslina sahip ol(a)madiginiz seylerden bahsederek, bu sekilde kendinizi mi tatmin etmeye çalisacaksiniz, ya da birilerine caka mi satacaksiniz? Konusmalarinizin, zihinsel üretimlerinizin, fikri altyapinizin içine islemis bu eksiklik hissiyle yasamaya daha ne kadar devam edeceksiniz? Özgürlük hissi eksikligiyle…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kendi yasadigi sosyal gerçeklik alaninda bu Özgürlügün &amp;amp; Güvenligin tadina varamayanlar, onun eksikligini dahi hissedemeyenler, soyut bir Özgürlük kavrami üzerinde “yabancilarin”, “baskalarinin” yaptigi tartismalardan bahsederek, filozofik görünmeye çalisan atmasyoncular olmaktan öteye gidemiyorlar. Iste Sara’nin, kendisi benim analizlerimde kullandigim gizli bir kahramandir, nihilizmi gerçekten yasiyor olmasiyla ilgili olan nokta budur. Sara, sosyal bilim yapmak istedigi anda, Sara’nin basarili olma sansi vardir, çünkü bilimini yapmaya çalistigi seyi birebir yasiyordur, içinde bulundugu sosyal ortamda, toplumda. Daha da ötesinde, Sara’nin bunun bilimini yapma noktasinda önünde garip engeller yoktur. Sara’nin zihninde de kendisini durduran engeller yoktur. Sara, bir seyi anlamak istiyordur ve onu anlayabilmek için elinden, zihninden, dilinden, aklindan gelenin en iyisini yapmaya çalisir, yapar. Baskalari ise kendilerinin yasayamadiklari seyler üzerinden, baskalarinin hisleri üzerinden, sahte bir hissiyat içerisine girip, o sahteligi anlamaya çalisip, o sahteligin felsefesini yapmaya çalisirlar, güzel ve satafatli sözler söylerler ve sonuçta da felsefe ya da sosyal bilim, her ne ise iste, yapar gibi görünürler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yani siz bir adama Özgürlük ve Güvenlik’ten sorduðunuzda, o adam size Platon’dan Nietzsche’den anlatarak Özgürlük’ten ve Güvenlik’ten bahsedebilir. Ama, bunlar ona yabancidir. Kendi söylediklerine, kullandigi kelimelere yabancidir o adam. Çünkü Nietzsche’nin bahsettigi Özgürlük, Nietzsche’nin yasadigi bireysel/toplumsal izdiraplardan üretilmis bir kavramdir, düsüncedir, anlayistir. Onun yasadigi izdiraplari yasamadan, hissetmeden kullanilacak/sarf edilecek Nietzsche’ci Özgürlük kavramlari, baskalarina felsefe ve caka satmaya çalismaktan öteye, ne yazik ki, gitmez.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Benim özgürlügüm ise, bana yakindir, benim ulasabilecegim uzakliktadir. Ben özgürlükten bahsedecegim zaman, Platon’un, Nietzsche’nin, onun, bunun kavramlarini analiz etmek zorunda hissetmem kendimi. Ya da onlar hakkinda konusmakla sinirlandirilmis olarak görmem kendimi. Diger taraftan, o kavramlari analiz edebilirim de, o kavramlar hakkinda konusabilirim de, ama bu konusmalarin ötesinde, özgürlük adina söyleyebilecegim ve bana ait olan, benim olan hislerim, düsüncelerim, fikirlerim vardir. Özgürlük benim yani basimdadir, dibimdedir. Sokaga çiktigimda, yürüdügümde, sagima, soluma baktigimda, neredeyse her yerde görürüm onu. Ben özgürlügün ne oldugunu þu cafcafli filozoflarin anlattiklarindan ögrenmek durumunda degilimdir. Birisi bana sordugunda, ben sahip olmadigim seyin eksikliginden yüksünerek, ona cevap verme hevesi, istegi içerisinde, kendimi baska filozoflarin laflariyla avutmaya çalismak zorunda degilimdir. Ben özgürlüge, bir gün, gelecekte, insallah, masallah, vs. ulasilabilecegi hayaliyle, ümidiyle, temennisiyle, istegiyle, arzusuyla, planiyla, sabriyla beklemek, ve sonuçta da ne yazik ki ömürlerini özgür ol(a)madan yasamak zorunda kalanlar gibi degilimdir. Ben özgürlük hakkinda, ona uzaktan imrenir gibi bakan ve konusurken neredeyse agzinin suyu akan insanlar durumunda da degilimdir. Dedim ya, benim özgürlügüm bana yakin diye, benim özgürlügüm su anda yasadigim bir durumdur diye.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;En azindan ben öyle hissediyorum, düsünüyorum, biliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7598060448716245337?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7598060448716245337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7598060448716245337' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7598060448716245337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7598060448716245337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/02/ozgurluk-ve-guvenlik.html' title='Ozgurluk ve Guvenlik'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2550474259279131059</id><published>2008-02-15T17:40:00.010+02:00</published><updated>2008-06-12T12:40:24.431+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Yemekler'/><title type='text'>All Världen's Måt (Butun Dunyanin Yemekleri)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Stockholm'de orta buyuklukte bir markette bile "Dunyadan Yemekler" bolumune rastlayabiliyorsunuz. Iste gecen girdigim bir marketten bazi fotograflar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7WytScgxlI/AAAAAAAAADM/gTL9GjTbe3w/s1600-h/11022008086.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167232638592796242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7WytScgxlI/AAAAAAAAADM/gTL9GjTbe3w/s400/11022008086.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167237985827079874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W3kicgxsI/AAAAAAAAAEE/jeZ9eMKd6n4/s400/11022008093.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167236349444540002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W2FScgxmI/AAAAAAAAADU/lT7Q6mP_Ea8/s400/11022008087.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167237826913289906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W3bScgxrI/AAAAAAAAAD8/T4irWz63o1Q/s400/11022008092.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167237131128587906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W2yycgxoI/AAAAAAAAADk/kJA4AP6KHo4/s400/11022008089.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167237461841069714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W3GCcgxpI/AAAAAAAAADs/PUTkp5O3C88/s400/11022008090.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167237723834074786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W3VScgxqI/AAAAAAAAAD0/xw3wxIveoYg/s400/11022008091.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167236907790288498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7W2lycgxnI/AAAAAAAAADc/d8WwWN19lyc/s400/11022008088.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2550474259279131059?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2550474259279131059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2550474259279131059' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2550474259279131059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2550474259279131059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/02/all-vrldens-mt-butun-dunyanin-yemekleri.html' title='All Världen&apos;s Måt (Butun Dunyanin Yemekleri)'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7WytScgxlI/AAAAAAAAADM/gTL9GjTbe3w/s72-c/11022008086.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-1350218320104200046</id><published>2008-02-11T15:58:00.001+02:00</published><updated>2008-06-12T12:40:47.937+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Metro'/><title type='text'>Stockholm Metrosu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7BWAicgxhI/AAAAAAAAACs/cESFLohRZqM/s1600-h/060303_subway_sthlm_anagram_big.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165723339840341522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7BWAicgxhI/AAAAAAAAACs/cESFLohRZqM/s400/060303_subway_sthlm_anagram_big.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Stockholm Metrosu, resimde de goruldugu uzere, Istanbul metrosuna gore tabii ki epeyce buyuk. Fakat Avrupa'daki diger metrolar gibi buyuk olmasina ragmen hic de karisik degil. Her tarafta o kadar cok isaret, yol gosterici levha vs. var ki, yolunuzu kaybetmeniz icin gercekten buyuk caba sarfetmeniz gerekir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165724052804912674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7BWqCcgxiI/AAAAAAAAAC0/AqJYJzVGkVc/s400/HPIM9377.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Resimde oldugu gibi heryerde gelecek trenlerin saatlerini gosteren levhalar mevcut. Burada sirasiyla ilk trenin, ikinci trenin ve ucuncu trenin kac dakika sonra gelecegini gorebiliyorsunuz ve kendinizi ona gore ayarlayabiliyorsunuz. Trenler buyuk olasilikla tam zamaninda gelip, varacaklari yere de tam zamaninda variyorlar, o yuzden dakikalik planlar yapmaniz da mumkun olabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165724877438633522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7BXaCcgxjI/AAAAAAAAAC8/wmvo3NOd_cc/s400/HPIM9381.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu da trenin uzerinde yol aldigi yer. Stockholm metrosu genel olarak bilinenin aksine cogunlukla yer altindan degil, yer ustunden gidiyor. Bunu resimde de gorebiliyorsunuz zaten. Yer altina nadiren ve ozel olarak istasyonlarda giriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165725624762943042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7BYFicgxkI/AAAAAAAAADE/FKBaXPClXqY/s400/HPIM9382.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bunlar da trenler. Istanbul'daki tramvaylara benziyorlar daha ziyade. Konfor konusunda esdeger denilebilirler. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-1350218320104200046?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/1350218320104200046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=1350218320104200046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1350218320104200046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/1350218320104200046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/02/isvec-metrosu.html' title='Stockholm Metrosu'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R7BWAicgxhI/AAAAAAAAACs/cESFLohRZqM/s72-c/060303_subway_sthlm_anagram_big.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6519709204879359848</id><published>2008-02-02T23:28:00.000+02:00</published><updated>2008-02-02T23:37:45.720+02:00</updated><title type='text'>Dunyadan Yemekler...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R6TiWeSg9jI/AAAAAAAAACk/CSWc1IbzkPk/s1600-h/hela.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162499948589151794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R6TiWeSg9jI/AAAAAAAAACk/CSWc1IbzkPk/s400/hela.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gecen gun Skärholmen'de bir markete girdim. Marketin adi: "Prisma". Ismin yaninda da kucuk bir not var: "Måt Från Hela Världen", yani "Butun Dunyadan Yemekler" gibi birsey. Iceriye girdiginizde Tayland'dan, Iran'a, Hindistan'dan, Afrika'ya, Meksika'dan, Japonya'ya, Turkiye'ye dunyanin bir cok yerinden yiyecek bulabiliyorsunuz. Ben de gecen merak ettim ve girip bir bakayim dedim. Hem fiyatlara, hem de cesitlere bakmak istedim. Iceri girdigimde hem urun anlaminda buyuk bir cesitlilik gordum, hem de insanlar anlaminda. Yani marketin adi, butun dunyadan yemekler gibi birsey, fakat iceriye girdiginizde goruyorsunuz ki, yemeklerin yani sira, icerisi de butun dunyadan insanlarla dolu. Iranlisi, Pakistanlisi, Amerikalisi, Afrikalisi, Isveclisi, Turkiyelisi, Iraklisi, Almani, vs. ve daha bircogu... Sanki Birlesmis Milletler gibi. Cogulculuk, cok-kulturluluk, vs. bugunlerde cok moda ve tartisilan kavramlar, ama o kalabaligin, o farkliliklarin icerisinde durup da etrafima bakip kisa bir sure dusununce bazi yerlerin, insanlarin ve tabii ki o insanlarin tasidiklari zihniyetlerin bu tur konularda ne kadar "ileride" olduklarina dair fikirler, dusunceler kafamin icinde saga sola ucusmaya basladi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra oradan ciktim, metroya bindim ve dusune dusune eve gittim...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6519709204879359848?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6519709204879359848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6519709204879359848' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6519709204879359848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6519709204879359848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/02/dunyadan-yemekler.html' title='Dunyadan Yemekler...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/R6TiWeSg9jI/AAAAAAAAACk/CSWc1IbzkPk/s72-c/hela.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7834633075742826894</id><published>2008-01-16T19:50:00.000+02:00</published><updated>2008-01-16T20:05:11.956+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Şehir'/><title type='text'>Stockholm'den...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Burada ulaşımı, Linköping'in aksine, metroyla yapıyoruz. Eee böyük şeher tabii ki! Yaşadığım yer Stockholm'ün suç oranları açısından, göreli olarak, pek tekin sayılmayan bir bölgesi. Yani tabii ki, hergün adam kaçırma, cinayet, tecavüz, hırsızlık vs. gibi olaylar yaşanıyor değil, ama dediğim gibi Stockholm'ün diğer bölgelerine kıyasla, göreli olarak, suç oranları açısından biraz daha heyecanlı, hareketli bir bölge. Bu tür özelliklerinden dolayı yaşadığım yere Stockholm'ün Harlem'i diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana hatlardaki metrolarda genelde güvenlik olmuyor, ya da biletleri kontrol eden birisi, çünkü zaten baştan biletinizi göstererek veya kartınızı makinaya okutarak geçiyorsunuz, ama daha küçük ve ara hatlarda, kendilerine "kaplan" dediğim bilet kontrolcüleri var. Bunlar, sabahtan akşama kadar kafalarına estiği gibi bir trenden inip diğerine geçen ve trene kaçak binenleri yakalamaya çalışan görevliler. Kendilerine neden "kaplan" dediğim meselesine gelecek olursak, bu görevlilerden bazıları, tren durağa yaklaşınca sinsice kendilerini gizliyorlar ve kapılar kapanıp, tren duraktan ayrılmaya başladığında da gizlendikleri yerden çıkıp, avlarının üzerine aniden atlıyorlar. Ayni kaplan gibi yani! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani dışarıdan bakıldığında trenin içi göründüğünden, bileti olmayan birinin, görevliyi farkettiği takdirde trene binmemeyi tercih etmesi şansı olabiliyor. Fakat artık bunların farkında olan görevliler de tren durağa yaklaşınca, bazen bir yolcu gibi bir koltuğa oturup kendilerini gizleyebiliyorlar, ya da bir kapı kenarında bekleyip, inecek bir yolcuymuş gibi görünebiliyorlar. Bu durumda, dışarıdan pek fazla farkedilemeyebiliyorlar. Onları göremeyip de içeri dalan "beleşçiler" ise, görevlinin saklandığı yerden çıkmasıyla birlikte avlanmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaplanlar ve Harlem... Stockholm'e kazandırdığım, şimdilik, iki sosyolojik-psikolojik kavram... :) Artık başım göğe ermek üzere!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7834633075742826894?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7834633075742826894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7834633075742826894' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7834633075742826894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7834633075742826894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2008/01/stockholmden.html' title='Stockholm&apos;den...'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-7004377365423579478</id><published>2007-10-29T13:08:00.001+02:00</published><updated>2007-10-29T19:40:30.320+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Baskı'/><title type='text'>Mahalle Baskısı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Mahalle baskısı denilen olguyu, ya da daha ziyâde, önüne çeşitli sıfatlar koyarak kavramsallaştırabileceğimiz her baskı çeşidini, en iyi anlayabileceğimiz yer(ler), o sözü edilen baskı türünün yaşanmadığı yer(ler)dir. İran gibi bir ülkede yaşanan baskıyı anlayabilmek için, Türkiye'de bir süre yaşamak gerekebilir. Türkiye'deki baskı çeşitlerini anlayabilmek için de başka bir ülkede yaşamak gerekir. Mahalle baskısı konusundan devam edecek olur ise, bu durumda bireyselliğin ön planda olduğu ülkelerde, örneğin Avrupa ülkelerinde, yaşamak gerekir. Son tahlilde, ben, bu mahalle baskısı meselesiyle ilgili olarak iki uçtaki bakış açısına da karşıyım. Bir uçtakiler, bu olguyu neredeyse bir "hayal ürünü" olarak görmekte ve sosyal gerçeklik alanında hiçbir yansımasının olmadığını düşünmekte ve bunu da çeşitli örneklerle, araştırmalarla, vs. desteklemeye çalışmakta. Bu grup, Şerif Mardin'in malum eleştirisini bizatihi olarak üzerine alıyor, fakat "Biz hiçbirşey yapmıyoruz!" tarzı bir savunmacı yaklaşım içerisinde. Aynı ucun diğer bir kolu da savunmacılığı bırakıp, saldırıya geçmekte ve baskı yapan konumunda olmadığını, hatta iddia edilenin aksine, asıl baskıya uğrayanın kendisi olduğunu iddia etmekte ve tabii ki, yine bu çerçevede "sosyal bilimsel" araştırmalar yapmakta. Diğer uçta ise Şerif Mardin'in ortaya attığı kavrama sıkı sıkıya sarılıp, onunla kendilerini ve bütün yaptıklarını meşrûlaştırmaya çalışanlar bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu pencerenin farkılılığı nedir? Bu pencere hem Şerif Mardin'e, hem de onu eleştirenlere hak vermektedir. Toplumumuzda, Şerif Mardin'i eleştirenlerin dediği türden, "güllük gülistânlık" bir durum kesinlikle sözkonusu değildir, fakat Şerif Mardin'in dediği gibi de, bu baskı, mutlak anlamda "kötü" birşey değildir. Bu konuya kaldığımız yerden, daha sonra devam edeceğiz...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-7004377365423579478?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/7004377365423579478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=7004377365423579478' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7004377365423579478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/7004377365423579478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2007/10/mahalle-basks.html' title='Mahalle Baskısı'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-6400094281978160133</id><published>2007-10-28T21:34:00.000+02:00</published><updated>2007-10-28T21:38:26.637+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Toplum'/><title type='text'>Bir Sosyal Bilimci Açısından Batılı Bir Toplumda Yaşamanın Psiko-Sosyal Avantajları</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;Batılı bir toplumda yaşamak bir sosyal bilimci için önemli bir fırsattır. Bunlardan birincisi, bilimsel bilginin akış yönüyle alakalı bir fırsattır. Şunu kabul etmek gerekir ki, bilimsel anlamda (burada sosyal bilimden bahsediyoruz) hâlâ batıda üretilen bilgiler bizim de üzerine kafa yorduğumuz bu alana yön vermektedir. Bu durum, tabii ki, esas itibariyle makro konular için geçerlidir, yani toplumsal değişme, özgürlük, eşitlik, sosyal adalet, vs. gibi genel konulardır; yoksa Türkiye’nin herhangi bir köyündeki bir sosyal probleme ilişkin sosyal bilimsel bilgi akışının da batıdan geldiğini söylemek doğru olmaz. Fakat işin aslına bakılırsa, genelde bilim topluluklarını, özelde de bilim insanlarını heyecanlandıran, onlara enerji ve şevk veren ve alanda da önemli dönüşümlere vesile olabilecek meseleler makro meselelerdir; yani, o yukarda belirttiğimiz köydeki sosyal problemin dünyayı etkilediği pek görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde, işin kaynağında olmak, doğal olarak bir sosyal bilimci için, olaya uzak bölgelerde olmaktan daha avantajlıdır. Birincisi, orada bulunmanın kaynaklara çabuk ulaşabilme açısından altyapısal olarak bir avantajı vardır. Elektronik veritabanları, yerel, bölgesel ve üniversite kütüphaneleri bu anlamda, araştırma yapmak isteyen herkese açıktırlar. Ve bu kaynaklar, bilim dünyasının en son, en yeni eserleriyle sürekli olarak güncel halde tutulurlar. Burada “yeni kitap” algılaması hakkında bir karşılaştırma yapmak yerinde olabilir. Batı’daki bir araştırmacı için yeni kaynak, genelde içinde bulunulan yılda ya da en fazla 1-2 sene öncesinde basılmış kaynaklardır. Bilginin kendilerine batıdan aktığı ülkelerde ise bu algı, bilgiyi alan toplumun durumuna göre 5-10 hatta 20 yıl gibi farklılıklar gösterebilir. Türkiye açısından bunun değerlendirmesini, okuyucu kendisi yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı’da veritabanlarına ulaşım çok geniş çaplıdır. Diğer birçok toplumda ise, bilime, araştırmaya vs. verilen kaynakların yetersiz olmasından dolayı (bazen de ideolojik gerekçelerden dolayı) veritabanlarından faydalanmak bile çok sıkıntılı bir iştir. Ya kullanım olan veritabanları eski, ya da sınırlıdır.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;NOT:&lt;/strong&gt; Aklıma geldikçe, başka gerekçeler de ileri sürmeye çalışacağım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-6400094281978160133?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/6400094281978160133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=6400094281978160133' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6400094281978160133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/6400094281978160133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2007/10/bir-sosyal-bilimci-asndan-batl-bir.html' title='Bir Sosyal Bilimci Açısından Batılı Bir Toplumda Yaşamanın Psiko-Sosyal Avantajları'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-4973093899685727283</id><published>2007-10-10T12:09:00.000+03:00</published><updated>2007-10-10T12:13:09.070+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Özlü Söz'/><title type='text'>Özlü Söz</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bugün bir arkadaşla konuşurken ağzımdan birden bir cümle döküldü, ki neden söyledim, niye söyledim hiç bilmiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Yol uzun, yorgan kısa...&lt;/em&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne anlama geldiği, ya da ne anlama gelebileceği konusunda herhangi bir fikri olan varsa ve burada benimle paylaşırsa, çok memnun olurum. Nitekim, ben de merak etmekteyim, acaba bu ne demek olabilir diye, acaba istemeden, bilmeden çok özlü bir söz mü ettim diye... Öyle birşeyler işte! :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-4973093899685727283?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/4973093899685727283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=4973093899685727283' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4973093899685727283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/4973093899685727283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2007/10/zl-sz.html' title='Özlü Söz'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-9201489914011375244</id><published>2007-09-25T12:31:00.000+03:00</published><updated>2007-09-25T12:50:56.267+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Yemek'/><title type='text'>Bugün Ne Yedin Meselesine Farklı Bir Bakış</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yemeklere bakış açılarımız arasında önemli farklılıklar olabiliyormuş... Mesela sizin için çok lezzetli ve önemli olan bir yemek, başkası için çok "iğrenç" olabiliyormuş. Fakat burada genel anlamıyla "damak tadı" farklılığından bahsetmiyoruz. Ondan bağımsız olarak, bir "dünya görüşü" farklılığından ve bunun damak tadına veya yeme alışkanlıklarına olan etkisinden kaynaklanan bir farklılıktan bahsediyoruz... Damak tadınızı kendiliğinden değiştirip, önceden beğenmediğiniz bir yemeği beğenme durumunuz pek olmaz, ya da tersinden önceden beğendiğiniz bir yemeği artık beğenmeme durumunuz da olmaz, sanırım... Ama eğer o yemeğe bakışınız değişirse ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, örnek olarak farklı bakış açısına sahip iki kişinin konuşmasına bakalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayşe:&lt;/strong&gt; Bugün öğle yemeğinde ne yedin?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa:&lt;/strong&gt; Valla şöyle bol yoğurtlu, tereyağlı İskender yedim...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayşe:&lt;/strong&gt; Iyy iğrençsin Mustafa!!! Sen şuna ölü hayvan eti yedim desene!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir örnek de, küçükken bir kuzenim, bir kurban bayramı sırasında bir ineğin kesildiğini görmüştü ve ondan sonra da et yemeyi bırakmıştı. Yani etlerin, kesilen hayvanlardan geldiğini gördüğünde onun da bir nevi olaya bakış açısı değişmişti diyebiliriz sanırım... O kuzenim hâlâ daha et yemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani sonuçta aynı yemek, ama meseleye baktığınız yere göre yemeğin adı, statüsü, lezzeti, çekiciliği bence çok büyük değişikliklere uğruyor... Peki şimdi ben bunu niye anlattım? Birincisi, hayatımızın her anında, yaşadığımız toplumda bulunan farklılıklardan küçük bir tanesinden bahsetmiş olduk; ikincisi de bu vesileyle vejeteryanların zihin dünyasına basit bir giriş yapmış olduk. Ahan da başım göğe erdi!!! :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-9201489914011375244?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/9201489914011375244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=9201489914011375244' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/9201489914011375244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/9201489914011375244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2007/09/bugn-ne-yedin-meselesine-farkl-bir-bak.html' title='Bugün Ne Yedin Meselesine Farklı Bir Bakış'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6556010890262010079.post-2073773686325129372</id><published>2007-09-09T15:01:00.000+03:00</published><updated>2007-09-25T12:47:10.610+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farklı Yardım'/><title type='text'>Çarliston Biber v.s. Sivri Biber</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Geçen gün markete Çarliston biber almaya gittim. Market'in manav kısmına bakan görevli ile aramda geçen konuşma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ben:&lt;/strong&gt; Çarliston biber var mı?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Görevli:&lt;/strong&gt; Abi Çarliston biber yok, sivri biber al istersen.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ben:&lt;/strong&gt; ?!#&amp;amp;%!?&amp;amp;!???????&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya kardeşim, ben niye sivri biber alayım, ben oraya Çarliston biber almaya gelmişim. Ben ne alacağımı, ne isteyeceğimi bilemeyen biri miyim? Ben sivri biber almak istesem, onu senden isteyemez miyim, bunun hesabını, kitabını kendi kendime yapamaz mıyım? Hadi birbirinin ikâmesi olabilecek şeyler söylesen bir nebze kabul edeceğim ve beni insan yerine koymamana rıza göstereceğim, tepemin tası atmayacak, sakin sakin günüme devam edeceğim... Ama sen böyle konuşunca benim de hakkım değil mi artık seni eleştirmek? Yok kardeşim yok istemiyorum sivri biber miber...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6556010890262010079-2073773686325129372?l=farklipencere.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://farklipencere.blogspot.com/feeds/2073773686325129372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6556010890262010079&amp;postID=2073773686325129372' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2073773686325129372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6556010890262010079/posts/default/2073773686325129372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://farklipencere.blogspot.com/2007/09/arliston-biber-vs-sivri-biber.html' title='Çarliston Biber v.s. Sivri Biber'/><author><name>Feyzullah</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_ZPrNOzser88/SrslNuA0rFI/AAAAAAAAAP4/CQzYMVkTXJU/S220/fey.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
